Abstract
This
article deals with the process of privatization of the public ecenomic
enterprises in Turkey and the impact of this process on the archives of the
above named organisations. Each of these organisations were owned and
administered by the state. Therefore each of the organisation were under the
jurisdiction of the 1988 Law on state archival services. However, as no
provision related to archival issues was made during the privatization process,
records of the organization have been almost entirely lost. Recovery of these
records from their storage, if possible, is a demanding task and should be
caried out by the Turkish State Archives.
Giriş
Özelleştirme
kavramı ekonomik olarak etkenliği sağlamak amacıyla yönetimde liberal
yaklaşımlarla kamuya ait sanayi ve iktisadi kuruluşların çeşitli yöntemlerle
özel sektöre bedeli karşılığı devri anlamına gelmektedir. Özelleştirme fikri
ilk olarak 1776 yılında bir İskoç iktisatçı olan Adam Smith’in
An
inquiry into the nature and causes of the wealth of nations
(Ulusların
zenginliği) adlı eserinde ifade edilmektedir. Bu eserinde Smith daha sonra
özelleştirme kavramı ile gündeme gelecek olan kimi görüşlerini belirtmiş ve
devletin “...(milli savunma, adalet hizmetleri gibi) faydası tek tek
toplum üyelerine sunulamayacak olan malları üretmesi...” gerektiğini
söylemiş, devletin ekonomiyi beceriksizce yöneteceğini değil fakat yapısı
gereği ekonomiyi yönetemeyeceğini ifade etmiştir.
[1]
Adam Smith daha sonra yaşamış olan pek çok iktisatçıyı derinden etkilemiş bir
iktisat teorisyenidir.
20.yüzyılda
özelleştirme kavramı ilk olarak Peter F.Drucker tarafından
Yeni
gerçekler
adlı kitabında ifade bulmuştur. Drucker bugün anladığımız şekliyle 1969 yılında
özelleştirme kavramını tanımlamış ve yöntemlerini kabaca belirlemiştir.
İlk
özelleştirme faaliyetleri Margaret Thatcher’ın Başbakanlığı döneminde
İngiltere’de başlamış ve daha sonra yalnızca sağ eğilimli iktidarlar
değil sol eğilimli yönetimler tarafından da kısmen benimsenen bir politika
haline gelmiştir.
Katı
devletçi tutum sonucu devletin sahibi olduğu sanayi kuruluşlarının etken bir
şekilde üretime katkıda bulunamaması yönetimde söz sahibi olan iktidarları
çözüm arayışlarına yönetmiş olup özelleştirme kavramı çeşitli alternatiflerle
bir çözüm olarak dikkate alınmıştır. Özelleştirme uygulamalarının başlıca
hedefleri şu başlıklar altında ele
alınabilir:[2]
Özelleştirilen Kurumlar - Devlet Arşivleri ile Olan İlişkileri
Osmanlı
arşivi olarak bilinen ve 700 yıllık geçmişimizin saklandığı kurum,
İmparatorluğun ilgası ile kapalı bir fon haline gelmiştir. Bu, o tarihten sonra
yeni Cumhuriyet tarafından üretilecek olan evrağın farklı bir fon altında
düzenlenmesini gerektirmiştir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde üretilen ve
Başbakanlık Arşivi'nde muhafaza altına alınan evrakla ilgili olarak Türkiye
Büyük Millet Meclisi Hükümeti tarafından alınan ilk karar 1 Mart 1339 tarihini
taşımakta olup İcra Vekilleri Heyeti Riyaseti Kalem-i Mahsus Müdüriyeti'ne
bağlı olarak Mahzen-i Evrak Mümeyyizliği'nin kurulduğu, Hazine-i Evrak
Müdürlüğü'nün görevlerinin bu yeni makama devredildiği ve Sadarete bağlı
odalarda mevcut evrakların ve arşivin bu yeni oluşturulan mümeyyizlik
tarafından koruma altına alınacağı bildirilmektedir.
[4]
Osmanlı
dönemine ait evrak ve belgelerin koruma altına alınmaları ve tasarruflarıyla
ilgili benzer çalışmalar yapılmasına karşın Cumhuriyet döneminde üretilmiş
evrakla ilgili ne gibi bir tasarrufta bulunulacağı konusunda Cumhuriyetin ilk
yıllarında önemli bir gelişme yaşanmamıştır.
Bu
konuda ilk mevzuat 19 Eylül 1934 tarihinde kabul edilmiş ve 4 Teşrinievvel 1934
tarih ve 2820 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmıştır.
Resmi
Evrak ve Defterlerden Lüzumsuz Olanlarının Yok Edilme Tarzı Hakkında Nizamname
adını taşıyan bu tüzük, 3 kısım ve 19 esas ve 1 geçici maddeden oluşur.
Nizamname yalnız cumhuriyet döneminde üretilmiş evrakın mı yoksa İmparatorluk
döneminde üretilmiş olup ta resmi dairelerde halen kullanılan evrağın da
ayıklanıp ayıklanmayacağı konusunda kesin bir ifade kullanmaz.
Nizamnamenin
birinci kısmında "Ayırma için Çalışacak Teşekküller", ikinci kısmında "Ayırmada
Gözönünde Bulundurulacak Esaslar", üçüncü kısımda ise "Divanı Muhasebata Tevdi
Edilen Mali Evrakı Müsbitenin Muhafazası ile Yokedilme Tarzı" açıklanmaktadır.
Nizamname
üç ayrı düzeyde ayıklama komisyonlarının oluşturulmasını öngörmektedir. Buna
göre Merkez Komisyonu, Tetkik Heyetleri ve Vilayet Tetkik Heyetlerinin
kurulması söz konusu olmaktadır.
[5]
İmha konusunda merkezde ilgili bakanlığın en üst yetkilisi, illerde ise vali
yetkilidir.
Nizamnamenin
hükümleri çok müphem ve gerçekçilikten uzak olduğu için uygulama imkanı olmamış
ve 21 Mayıs 1937 tarih ve 2/6651 sayılı kararname ile yürürlüğü durdurulmuştur.
Kararname, çeşitli ülkelerde uygulanan modern arşiv metotlarının
incelenmesinden sonra Türk Tarih Kurumu'nca yeni bir projenin hazırlanmasını ve
o zamana kadar resmi evrak ve defterlerin hiçbir şekilde yok edilmemesini
öngörmüştür.
Anılan
mevzuatın yürürlükte olduğu süre içinde önemli bir gelişme 12 Ocak 1935 tarih
ve 2/1849 sayılı kararnamedir. Bu kararnamede arşivcilik konusunda eğitim
görmesi için yurtdışına öğrenci gönderilmesi ve Ankara'da bir arşiv binasının
inşa edilmesi öngörülmektedir.
[6]
Fakat bu kararname de uygulamaya geçirilememiştir.
Cumhuriyet
dönemi arşivcilik mevzuatında ikinci önemli adım 1956 yılında yayınlanan
kanundur. 26 Mart 1956 tarih ve 6696 numaralı kanun 4 Nisan 1956 tarih ve 8276
sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmış ve yürürlüğe girmiştir. On maddeden oluşan
kanun sekiz ana gurupta toplanabilir. Buna göre kanun; arşiv ve arşivlik
malzemenin tanımı, kanun kapsamına giren kuruluşlar, saklama süreleri, yok
edilecek dokümanlar, mikrofilm tekniği, arşiv danışma kurulu ve imha
komisyonları, ücretler, tüzük düzenlemesi konularını anmıştır.
Kanunun
8.maddesine dayanılarak 13 Eylül 1957 gün ve 4/9438 sayılı nizamname yürürlüğe
konulmuştur. Kanun ve ilgili nizamnameye bağlı olarak ayıklama işlemleri üç
ayrı kademeden oluşan komisyonlara (Merkez Komisyonları, İl Komisyonları, İl
Şube Komisyonları) bırakılmış nihai karar mercii olarak Arşiv Danışma Kurulu
oluşturulmuştur. Bu hiyerarşik yapı kanunun işlemesini engellemiştir.
[7]
1959
yılından itibaren ayrıca anılan komisyonlarda görevlendirilecek kişiler için
ödenek ayrılmaması kanunun işlerliğinin yasal olarak durdurulmasını da zorunlu
kılmıştır.
1984
yılında Başbakanlığın yeniden teşkilatlanması ile ilgili olarak çıkarılan kanun
uyarınca 1976 yılında Başbakanlık müsteşarlığına bağlı müstakil bir birim
olarak kurulan Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı ile Osmanlı Arşivi Daire
Başkanlığı, Başbakanlık ana hizmet birimlerinden biri olarak oluşturulan Devlet
Arşivleri Genel Müdürlüğü çatısı altında bir araya getirilmiştir. Bu olumlu
gelişmenin ötesinde 1988 yılında çıkarılan
Muhafazasına
Lüzum Kalmayan Evrak ve Malzemenin Yok Edilmesi Hakkında Kanun Hükmünde Kararname
ve
Devlet
Arşiv Hizmetleri Hakkında Yönetmelik
ile kamu kurum ve kuruluşları elinde bulunan evrakın tasfiyesi konusunda önemli
bir gelişme sağlanmıştır. Fakat ayıklama ve imha ile ilgili olarak getirilen
ölçütler evrakların dosya içinde bütünlüklerini ve fonksiyonları yansıtmaktan
uzaktır.
İlginç
olan nokta 1988 yılında yayınlanan Devlet Arşiv Hizmetleri Hakkında
Yönetmelik'e kadar yayınlanan tüm mevzuat ayıklama ve imha konusuna yönelik
olup saklanmaya değer bulunan malzemenin nereye ve nasıl nakledileceği ve o
kurumda nasıl araştırmaya sunulacağı konusunda hiçbir madde içermemesidir.
Bu
kısa özetten sonra açıkça söylenebilecek olan şey 1923-1934, 1937-1956 ve
1959-1988 yılları arasındaki dönemin arşivcilikle ilgili mevzuat eksikliği
nedeni ile kanunsuz yaşandığıdır. Bu kanunsuzluk ise şu an arşivler konusunda
yaşadığımız zorlukların temelini oluşturmaktadır.
Evrak
yönetimi, saklama koşulları ve yöneticilerin tavırları ile ilgili olarak
Cumhuriyetin ilk yılları konusunda pek bilgi sahibi değiliz. 1934 yılında
çıkarılan nizamname ile de kamu kurum ve kuruluşlarında ne kadar ayıklama ve
imha gerçekleştirildiği konusunda bilgimiz yok. Benzer şekilde 1956 yılında
yayınlanan kanun uyarınca kimi kuruluşlarda o çok kademeli komisyonların
oluşturulduğunu ve kimi ayıklama ve imha faaliyetinin gerçekleştirildiğini
Arşiv Danışma Kurulu'na gelen raporlardan saptayabilmemize karşın gerçek
boyutunu henüz ortaya çıkaramadık. Bununla birlikte kanunun uygulanmasının
durdurulduğu 1959-1988 yılları arasında geçen süre içinde 17 kurum ve kuruluş
TBMM'den özel yetki alarak kendi evraklarını imha yoluna gitmişlerdir. Bu yetki
alan kurumlar haricinde yetkisiz imhaların da gerçekleştirildiği, sağlıksız
saklama koşulları nedeniyle Cumhuriyet’in özellikle ilk yıllarına ait pek
çok evrakın merkez ve taşra kuruluşlarında yok olduğu bir gerçektir. Bu kurum
ve kuruluşlar içinde KİT'lerin de olması muhtemelen söz konusudur. Zira
herhangi bir devlet kurumunun yaşadığı sorun tüm kurumların ortak sorunu olup
bireysel olarak çözüm üretmek yalnızca eski yıllara ait evrak ve belgelerin
imhası şeklinde olmuştur demek çok mübalağa olmasa gerektir.
1933
yılında kurulan Sümerbank 1988 yılında 39 bini aşkın personele, 1935 yılında
kurulan ve 1988'de 23 bini aşkın çalışana sahip olan Etibank, üzerinde önemle
durulması gereken nice kurumdan yalnızca ikisidir. Bu kurumlar yukarıda
belirttiğimiz kanunsuz dönemlerde muhtemelen bilinçsiz ayıklama ve imhaya maruz
kalmış olmalılardır. Ayrıca önemli bir unsur olarak 1980'li yılların başlarında
kamu sektöründen, bir neden olarak SEKA'nın düştüğü kullanılmış kağıt sıkıntısı
gösterilebilir belki, önemli ölçüde evrak ve belgenin SEKA'ya devri konusunda
televizyonlarda reklamların yayınlanması idi. Teşvik için SEKA'nın ücretsiz
kamyon göndererek evrak ve belgeleri kurumdan alacağı belirtiliyordu.
Benzer
şekilde Prof. Dr. Zeki Arıkan'ın Tariş belgeleri ile ilgili bilinçli ve
disiplinli çalışmalarına karşın kimi evrakların tesadüfi bir şekilde ele
geçirilmesi, evrakların bulunduğu mekandaki saklama koşulları yöneticilerin
evrak ve belgelere bakışının tipik bir örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.
[8]
Yine
özelleştirme faaliyetleri sırasında adı sıkça anılan bir kurum olan Türkiye
Taşkömürü Kurumu Zonguldak İşletmeleri ile ilgili bir makale
The
Turkish Association Bulletin
’de
yayınlandı.
[9]
Donald Quataert ve Nadir Özbek tarafından gerçekleştirilen yayının özünü
Osmanlı İmparatorluğu döneminden Cumhuriyet’in 1950’li yıllarına
gelinceye kadar saklanmış ve nasılsa korunmuş arşiv malzemesinin kataloğu
oluşturmaktadır. Belgeler, bir şekilde çeşitli idari yerlerde kalmış ve
günümüze intikal etmiştir. Mevcut en eski belge 1300 (1884-1885) tarihini
taşımakta olup koleksiyon 1955 yılına kadar olan belgeleri içermektedir.
3473
sayılı Kanun uyarınca Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı’nın görev ve
sorumluluğu kapsamına giren çeşitli kamu kurum ve kuruluşların evrak ve
belgelerinin ayıklama ve imhası ile bu kuruluşlar için ortak saklama
planlarının oluşturulması ve saklanmaya değer bulunan belgelerin Cumhuriyet
Arşivi’ne devirlerinin gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla projeler
hazırlandığı anılan kurumun 1996 yılında yayınladığı bir kitapta
belirtilmektedir.
[10]
Buna göre KİT'lerle ilgili olarak özellikle her bir Kamu İktisadi Teşekkülü'nün
Ana Hizmet Birimleri'nin farklı faaliyet alanları olması dolayısıyla ayrı ayrı
ele alınarak her bir kurum için kendine özgü Arşiv Malzemesi Tespit
Formları'nın oluşturulacağı ve ayıklama ve imha sırasında görevlilere rehberlik
edeceği belirtilmektedir.
[11]
Buna karşın özelleştirme faaliyetlerinin en yoğun konuşulduğu dönemlerden biri
olmasına karşın bu kitapta bu konu ile ayrıntılı hiçbir şey söylenmemekte,
özelleştirme sonucu kurumun elinde bulunan belgelerin hukuki durumunun ne
olacağı belirtilmemektedir. Her ne kadar 3473 sayılı kanun uyarınca Devlet
Arşivleri Genel Müdürlüğü'nün bu belgeler üzerinde tasarruf hakkı olduğu
belirtilmekle beraber özelleştirme sonucu faaliyetleri devam edecek olan
kuruluşlar için eski dönemlerde üretilmiş bir çok belge serisi, planlama, karar
verme ve uygulama safhalarında kullanabilecekleri yegane malzeme olma durumunu
arz edecektir.
Özelleştirme
uygulamasına başlayan ilk ülke Türkiye değildir. Özellikle Avrupa’da
özelleştirme faaliyetlerinin devam ettiği ülkelerdeki devlet arşivlerinde
çalışan arşivcilerin ortak kaygısını, bu belgelerin mülkiyetinin kime ait
olduğu konusundaki tartışmalar oluşturmaktadır. Bu da göstermektedir ki bu
konudaki mevzuat boşluğu, en azından kimi ülkeler için, arşivcilerin temel
kaygısını oluşturmaktadır. Örneğin Rusya'dan bir arşivci devletin bir zamanlar
gerçekleştirdiği kimi faaliyetlerin özelleştirilmesi ya da diğer fonksiyonlarla
birleştirilmesi sonucu önceki kurumun evraklarının ortada kaldığını ve kimsenin
sahiplenmediğini belirtmektedir.
[12]
Bu durumda bu muhtemel arşiv belgelerinin yok olması söz konusu olacaktır. Bir
İngiliz arşivci ise özellikle mahalli idarelerin özelleştirilen kimi
hizmetleriyle ilgili endişelerini bir yazısında dile getirmekte ve mahalli
arşivlerin koleksiyonları içinde bulunan bu hizmetlere ait serilerin kesintiye
uğrayacağını ve kamunun bu belgelere erişiminin engelleneceğini belirtmektedir.
[13]
Yurt
dışından bir özelleştirme örneği olarak evraklarının ayıklama ve imhasına
katıldığımız İngiliz Demiryolları konusunda kimi şeyler söylemek uygun
görünmektedir. 1993 yılı bahar aylarında yürürlüğe konulan bu proje uyarınca
yakın bir geçmişte
franchising
yöntemi ile özelleştirilen
British
Rail
'in
elinde mevcut tüm güncel, yarı güncel ve güncel olmayan evrakların kurumun
özelleştirilmesinin tamamlanmasından hemen önce sistemden çekilmesi ve varlığı
devam edecek olan İngiliz Demiryolları Arşiv Ara Deposu
(British
Rail Records Centre)
’na
devri istenmiştir. Böylece yalnızca bir komisyon olarak varlığını sürdüren
British
Rail
ve
British
Railway Property Board’
ın
hukuki haklarının korunması sağlanmıştır. Özelleştirme sonucu oluşan kurumların
üretecekleri evrakların mevcut sistemdeki serilerle devamlılığının sağlanması
için yasal düzenlemelerin yapılacağı belirtilmiş olup yeni oluşturulan kurumlar
(özelleştirme sonucu ortaya çıkan yeni şirketler), planlama ve idari açılardan
British
Rail’
in
elinde bulunan belgelere ulaşabilme hakkına sahip olmaktadırlar.
Sonuç
Yukarıda
belirtildiği gibi özelleştirme uygulamaları yalnızca faaliyetlerin devri ve
çalışanların özlük haklarının korunmasından ibaret olmayıp bir ulusun bilinci
olan belgelerinin de sistemli bir şekilde korunmasını sağlayıp gelecek
kuşaklara ulaştırılmasını mümkün kılmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti olarak bizim
de yapmamız gereken, herhalde, özelleştirme kapsamına alınmış KİT'lerde büyük
çaplı evrak envanterlerinin çıkarılmasını sağlamak, kıyıda köşede kalmış,
kullanılmayan ardiye ve depolarda bırakılmış olan eski belgelerin tespitini,
ayıklama ve tasfiyesini gerçekleştirmek olmalıdır. Bu dileğimiz 1998 yılında
gerçekleştirilen I. Milli Arşiv Şurası’nda da dile getirilmiş ve sonuç
bildirgesine alınmıştır.
[14]
Bu faaliyetlerin koordinasyonu da devlet arşivleri tarafından acilen
gerçekleştirilmeli, gerekli mali kaynaklar sağlanarak gerekirse
üniversitelerden de destek alınmalıdır. Gerçekleştirilecek evrak
envanterlerinden sonra da bu belgeler Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'ne
devredilmeli ve hatta 50 yılını tamamlamış belgeler mevcutsa en kısa sürede
araştırma ve incelemeye açılmalıdır.
Go to page: Introduction | Previous Issue |
Contents of 2000 | Next Issue |
Go to menu:
Home |
Profession |
Organizations |
Archimedia |
BBS |
JAS |
BKA |
Map