Home Profes. Org.s Archimedia BBS JAS BKA Map
Intro Prev 2000 Next

Özelleştirme uygulamaları ve özelleştirilen kamu kuruluşlarının arşivleri


Privatization of the public economic enterprises in Turkey and their archives [*]

A. Oğuz İCİMSOY[**]

Abstract
This article deals with the process of privatization of the public ecenomic enterprises in Turkey and the impact of this process on the archives of the above named organisations. Each of these organisations were owned and administered by the state. Therefore each of the organisation were under the jurisdiction of the 1988 Law on state archival services. However, as no provision related to archival issues was made during the privatization process, records of the organization have been almost entirely lost. Recovery of these records from their storage, if possible, is a demanding task and should be caried out by the Turkish State Archives.

Giriş
Özelleştirme kavramı ekonomik olarak etkenliği sağlamak amacıyla yönetimde liberal yaklaşımlarla kamuya ait sanayi ve iktisadi kuruluşların çeşitli yöntemlerle özel sektöre bedeli karşılığı devri anlamına gelmektedir. Özelleştirme fikri ilk olarak 1776 yılında bir İskoç iktisatçı olan Adam Smith’in An inquiry into the nature and causes of the wealth of nations (Ulusların zenginliği) adlı eserinde ifade edilmektedir. Bu eserinde Smith daha sonra özelleştirme kavramı ile gündeme gelecek olan kimi görüşlerini belirtmiş ve devletin “...(milli savunma, adalet hizmetleri gibi) faydası tek tek toplum üyelerine sunulamayacak olan malları üretmesi...” gerektiğini söylemiş, devletin ekonomiyi beceriksizce yöneteceğini değil fakat yapısı gereği ekonomiyi yönetemeyeceğini ifade etmiştir. [1] Adam Smith daha sonra yaşamış olan pek çok iktisatçıyı derinden etkilemiş bir iktisat teorisyenidir.
20.yüzyılda özelleştirme kavramı ilk olarak Peter F.Drucker tarafından Yeni gerçekler adlı kitabında ifade bulmuştur. Drucker bugün anladığımız şekliyle 1969 yılında özelleştirme kavramını tanımlamış ve yöntemlerini kabaca belirlemiştir.
İlk özelleştirme faaliyetleri Margaret Thatcher’ın Başbakanlığı döneminde İngiltere’de başlamış ve daha sonra yalnızca sağ eğilimli iktidarlar değil sol eğilimli yönetimler tarafından da kısmen benimsenen bir politika haline gelmiştir.
Katı devletçi tutum sonucu devletin sahibi olduğu sanayi kuruluşlarının etken bir şekilde üretime katkıda bulunamaması yönetimde söz sahibi olan iktidarları çözüm arayışlarına yönetmiş olup özelleştirme kavramı çeşitli alternatiflerle bir çözüm olarak dikkate alınmıştır. Özelleştirme uygulamalarının başlıca hedefleri şu başlıklar altında ele
alınabilir:[2]


Özelleştirme yöntemleri ise şu üç başlık altında ele alınabilir: [3]

Türkiye’de Özelleştirme Çalışmaları
Türk kamu iktisadi teşebbüsleri ekonomi yaşantımızda önemli bir yer tutan, toplumsal tarihimizi oluşturan kuruluşlardır. Bir çoğu genç Cumhuriyetin kuruluşu ve büyümesi ile özdeşleşen bu kuruluşlar Cumhuriyetin tarihinin bir kesimini de oluşturmakta, üretilen belgeler tarih yazımında ayrılmaz unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ya da çıkacak idi!
1980 Askeri Müdahelesi’nden sonra kurulan ilk sivil hükümetlerle birlikte ciddi bir şekilde ele alınan kamu iktisadi teşekküllerinin ve devlete ait kimi hizmet sektörlerinin özelleştirilmesi girişimi ülkemizde yönetimler bazında gerçekleşen bir liberalizasyon hareketinin sonucudur. Özellikle, siyasi olarak kadrolaşma ve iktidarlarla birlikte tarafgir bir tutum içinde seçmenlerine mükafat olarak verilen böylece de asıl fonksiyonlarını verimli bir şekilde gerçekleştirmekten uzaklaştırılan KİT'ler doğal olarak zarar eder duruma gelmişler, bu da Cumhuriyetin ilk yıllarında üretimi yapılmayan sektörlerde devlet desteği ile oluşturulan ve ülkenin ekonomik gelişimine katkıda bulunan bir çok kurumun kimi zaman maliyetini karşılamayacak şekilde zararına satışlarına yol açacak bir süreci başlatmıştır.
Bu süreci belirleyen önemli noktaları, 1983 seçimleri sonrası iktidara gelen Anavatan Partisi hükümetleri tarafından çıkarılan mevzuat belirlemektedir. Anavatan Partisi özelleştirme politikasını seçim beyannamesi ve hükümet programına da koymuştur. Öncelikli olarak 29.2.1984 tarih ve 2983 sayılı Tasarrufların Teşviki ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılması Hakkındaki Kanun ile Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı Kurulu, Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi ile Kamu Ortaklığı Fonu kurulmuş anılan kanunla özelleştirmenin kurumsal yapısı gerçekleştirilmiştir. Bu kanun gelir ortaklığı senedi çıkarılması, hisse senedi çıkarılması ve işletme hakkı devredilmesini öngörmüştür. 3.6.1986 tarih ve 19126 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 3291 sayılı Özelleştirme Kanunu ise KİT’lerin özelleştirilmesi ile ilgili hususları belirlemektedir.
Anayasa Mahkemesi'nde açılan çeşitli davalar üzerine iptal edilen anılan kanunların yerine kabul edilen 4046 sayılı Kanun ile yapılan başlıca düzenlemeler; çeşitli kamu kuruluşlarının verdikleri kamu hizmetine bağlı olarak özelleştirilmelerinin ayrı kanunlarla düzenlenmesi, bu kuruluşların kendilerine ait fakat kamu hizmetiyle doğrudan ilişkili olmayan varlıklarının satış koşulları ve özelleştirilecek KİT'lerde görev yapan personelin özlük haklarının korunması şeklindedir. Görüldüğü kadarı ile konumuz olan bu kuruluşların evrakının tasarrufu ve korunması ile ilgili herhangi bir düzenleme söz konusu olmamaktadır.
Bu bağlamda kamu kesimindeki arşiv düzenlemeleri ve doğal olarak yürürlükten kaldırılmış ve halihazırda yürürlükte olan mevzuatı inceleyerek bu kurumların ellerinde mevcut belgeler konusunda çeşitli varsayımlarda bulunmamız söz konusu olabilecektir.

Özelleştirilen Kurumlar - Devlet Arşivleri ile Olan İlişkileri
Osmanlı arşivi olarak bilinen ve 700 yıllık geçmişimizin saklandığı kurum, İmparatorluğun ilgası ile kapalı bir fon haline gelmiştir. Bu, o tarihten sonra yeni Cumhuriyet tarafından üretilecek olan evrağın farklı bir fon altında düzenlenmesini gerektirmiştir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde üretilen ve Başbakanlık Arşivi'nde muhafaza altına alınan evrakla ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti tarafından alınan ilk karar 1 Mart 1339 tarihini taşımakta olup İcra Vekilleri Heyeti Riyaseti Kalem-i Mahsus Müdüriyeti'ne bağlı olarak Mahzen-i Evrak Mümeyyizliği'nin kurulduğu, Hazine-i Evrak Müdürlüğü'nün görevlerinin bu yeni makama devredildiği ve Sadarete bağlı odalarda mevcut evrakların ve arşivin bu yeni oluşturulan mümeyyizlik tarafından koruma altına alınacağı bildirilmektedir. [4]
Osmanlı dönemine ait evrak ve belgelerin koruma altına alınmaları ve tasarruflarıyla ilgili benzer çalışmalar yapılmasına karşın Cumhuriyet döneminde üretilmiş evrakla ilgili ne gibi bir tasarrufta bulunulacağı konusunda Cumhuriyetin ilk yıllarında önemli bir gelişme yaşanmamıştır.
Bu konuda ilk mevzuat 19 Eylül 1934 tarihinde kabul edilmiş ve 4 Teşrinievvel 1934 tarih ve 2820 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmıştır. Resmi Evrak ve Defterlerden Lüzumsuz Olanlarının Yok Edilme Tarzı Hakkında Nizamname adını taşıyan bu tüzük, 3 kısım ve 19 esas ve 1 geçici maddeden oluşur. Nizamname yalnız cumhuriyet döneminde üretilmiş evrakın mı yoksa İmparatorluk döneminde üretilmiş olup ta resmi dairelerde halen kullanılan evrağın da ayıklanıp ayıklanmayacağı konusunda kesin bir ifade kullanmaz.
Nizamnamenin birinci kısmında "Ayırma için Çalışacak Teşekküller", ikinci kısmında "Ayırmada Gözönünde Bulundurulacak Esaslar", üçüncü kısımda ise "Divanı Muhasebata Tevdi Edilen Mali Evrakı Müsbitenin Muhafazası ile Yokedilme Tarzı" açıklanmaktadır.
Nizamname üç ayrı düzeyde ayıklama komisyonlarının oluşturulmasını öngörmektedir. Buna göre Merkez Komisyonu, Tetkik Heyetleri ve Vilayet Tetkik Heyetlerinin kurulması söz konusu olmaktadır. [5] İmha konusunda merkezde ilgili bakanlığın en üst yetkilisi, illerde ise vali yetkilidir.
Nizamnamenin hükümleri çok müphem ve gerçekçilikten uzak olduğu için uygulama imkanı olmamış ve 21 Mayıs 1937 tarih ve 2/6651 sayılı kararname ile yürürlüğü durdurulmuştur. Kararname, çeşitli ülkelerde uygulanan modern arşiv metotlarının incelenmesinden sonra Türk Tarih Kurumu'nca yeni bir projenin hazırlanmasını ve o zamana kadar resmi evrak ve defterlerin hiçbir şekilde yok edilmemesini öngörmüştür.
Anılan mevzuatın yürürlükte olduğu süre içinde önemli bir gelişme 12 Ocak 1935 tarih ve 2/1849 sayılı kararnamedir. Bu kararnamede arşivcilik konusunda eğitim görmesi için yurtdışına öğrenci gönderilmesi ve Ankara'da bir arşiv binasının inşa edilmesi öngörülmektedir. [6] Fakat bu kararname de uygulamaya geçirilememiştir.
Cumhuriyet dönemi arşivcilik mevzuatında ikinci önemli adım 1956 yılında yayınlanan kanundur. 26 Mart 1956 tarih ve 6696 numaralı kanun 4 Nisan 1956 tarih ve 8276 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmış ve yürürlüğe girmiştir. On maddeden oluşan kanun sekiz ana gurupta toplanabilir. Buna göre kanun; arşiv ve arşivlik malzemenin tanımı, kanun kapsamına giren kuruluşlar, saklama süreleri, yok edilecek dokümanlar, mikrofilm tekniği, arşiv danışma kurulu ve imha komisyonları, ücretler, tüzük düzenlemesi konularını anmıştır.
Kanunun 8.maddesine dayanılarak 13 Eylül 1957 gün ve 4/9438 sayılı nizamname yürürlüğe konulmuştur. Kanun ve ilgili nizamnameye bağlı olarak ayıklama işlemleri üç ayrı kademeden oluşan komisyonlara (Merkez Komisyonları, İl Komisyonları, İl Şube Komisyonları) bırakılmış nihai karar mercii olarak Arşiv Danışma Kurulu oluşturulmuştur. Bu hiyerarşik yapı kanunun işlemesini engellemiştir. [7]
1959 yılından itibaren ayrıca anılan komisyonlarda görevlendirilecek kişiler için ödenek ayrılmaması kanunun işlerliğinin yasal olarak durdurulmasını da zorunlu kılmıştır.
1984 yılında Başbakanlığın yeniden teşkilatlanması ile ilgili olarak çıkarılan kanun uyarınca 1976 yılında Başbakanlık müsteşarlığına bağlı müstakil bir birim olarak kurulan Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı ile Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, Başbakanlık ana hizmet birimlerinden biri olarak oluşturulan Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü çatısı altında bir araya getirilmiştir. Bu olumlu gelişmenin ötesinde 1988 yılında çıkarılan Muhafazasına Lüzum Kalmayan Evrak ve Malzemenin Yok Edilmesi Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve Devlet Arşiv Hizmetleri Hakkında Yönetmelik ile kamu kurum ve kuruluşları elinde bulunan evrakın tasfiyesi konusunda önemli bir gelişme sağlanmıştır. Fakat ayıklama ve imha ile ilgili olarak getirilen ölçütler evrakların dosya içinde bütünlüklerini ve fonksiyonları yansıtmaktan uzaktır.
İlginç olan nokta 1988 yılında yayınlanan Devlet Arşiv Hizmetleri Hakkında Yönetmelik'e kadar yayınlanan tüm mevzuat ayıklama ve imha konusuna yönelik olup saklanmaya değer bulunan malzemenin nereye ve nasıl nakledileceği ve o kurumda nasıl araştırmaya sunulacağı konusunda hiçbir madde içermemesidir.
Bu kısa özetten sonra açıkça söylenebilecek olan şey 1923-1934, 1937-1956 ve 1959-1988 yılları arasındaki dönemin arşivcilikle ilgili mevzuat eksikliği nedeni ile kanunsuz yaşandığıdır. Bu kanunsuzluk ise şu an arşivler konusunda yaşadığımız zorlukların temelini oluşturmaktadır.
Evrak yönetimi, saklama koşulları ve yöneticilerin tavırları ile ilgili olarak Cumhuriyetin ilk yılları konusunda pek bilgi sahibi değiliz. 1934 yılında çıkarılan nizamname ile de kamu kurum ve kuruluşlarında ne kadar ayıklama ve imha gerçekleştirildiği konusunda bilgimiz yok. Benzer şekilde 1956 yılında yayınlanan kanun uyarınca kimi kuruluşlarda o çok kademeli komisyonların oluşturulduğunu ve kimi ayıklama ve imha faaliyetinin gerçekleştirildiğini Arşiv Danışma Kurulu'na gelen raporlardan saptayabilmemize karşın gerçek boyutunu henüz ortaya çıkaramadık. Bununla birlikte kanunun uygulanmasının durdurulduğu 1959-1988 yılları arasında geçen süre içinde 17 kurum ve kuruluş TBMM'den özel yetki alarak kendi evraklarını imha yoluna gitmişlerdir. Bu yetki alan kurumlar haricinde yetkisiz imhaların da gerçekleştirildiği, sağlıksız saklama koşulları nedeniyle Cumhuriyet’in özellikle ilk yıllarına ait pek çok evrakın merkez ve taşra kuruluşlarında yok olduğu bir gerçektir. Bu kurum ve kuruluşlar içinde KİT'lerin de olması muhtemelen söz konusudur. Zira herhangi bir devlet kurumunun yaşadığı sorun tüm kurumların ortak sorunu olup bireysel olarak çözüm üretmek yalnızca eski yıllara ait evrak ve belgelerin imhası şeklinde olmuştur demek çok mübalağa olmasa gerektir.
1933 yılında kurulan Sümerbank 1988 yılında 39 bini aşkın personele, 1935 yılında kurulan ve 1988'de 23 bini aşkın çalışana sahip olan Etibank, üzerinde önemle durulması gereken nice kurumdan yalnızca ikisidir. Bu kurumlar yukarıda belirttiğimiz kanunsuz dönemlerde muhtemelen bilinçsiz ayıklama ve imhaya maruz kalmış olmalılardır. Ayrıca önemli bir unsur olarak 1980'li yılların başlarında kamu sektöründen, bir neden olarak SEKA'nın düştüğü kullanılmış kağıt sıkıntısı gösterilebilir belki, önemli ölçüde evrak ve belgenin SEKA'ya devri konusunda televizyonlarda reklamların yayınlanması idi. Teşvik için SEKA'nın ücretsiz kamyon göndererek evrak ve belgeleri kurumdan alacağı belirtiliyordu.
Benzer şekilde Prof. Dr. Zeki Arıkan'ın Tariş belgeleri ile ilgili bilinçli ve disiplinli çalışmalarına karşın kimi evrakların tesadüfi bir şekilde ele geçirilmesi, evrakların bulunduğu mekandaki saklama koşulları yöneticilerin evrak ve belgelere bakışının tipik bir örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. [8]
Yine özelleştirme faaliyetleri sırasında adı sıkça anılan bir kurum olan Türkiye Taşkömürü Kurumu Zonguldak İşletmeleri ile ilgili bir makale The Turkish Association Bulletin ’de yayınlandı. [9] Donald Quataert ve Nadir Özbek tarafından gerçekleştirilen yayının özünü Osmanlı İmparatorluğu döneminden Cumhuriyet’in 1950’li yıllarına gelinceye kadar saklanmış ve nasılsa korunmuş arşiv malzemesinin kataloğu oluşturmaktadır. Belgeler, bir şekilde çeşitli idari yerlerde kalmış ve günümüze intikal etmiştir. Mevcut en eski belge 1300 (1884-1885) tarihini taşımakta olup koleksiyon 1955 yılına kadar olan belgeleri içermektedir.
3473 sayılı Kanun uyarınca Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı’nın görev ve sorumluluğu kapsamına giren çeşitli kamu kurum ve kuruluşların evrak ve belgelerinin ayıklama ve imhası ile bu kuruluşlar için ortak saklama planlarının oluşturulması ve saklanmaya değer bulunan belgelerin Cumhuriyet Arşivi’ne devirlerinin gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla projeler hazırlandığı anılan kurumun 1996 yılında yayınladığı bir kitapta belirtilmektedir. [10] Buna göre KİT'lerle ilgili olarak özellikle her bir Kamu İktisadi Teşekkülü'nün Ana Hizmet Birimleri'nin farklı faaliyet alanları olması dolayısıyla ayrı ayrı ele alınarak her bir kurum için kendine özgü Arşiv Malzemesi Tespit Formları'nın oluşturulacağı ve ayıklama ve imha sırasında görevlilere rehberlik edeceği belirtilmektedir. [11] Buna karşın özelleştirme faaliyetlerinin en yoğun konuşulduğu dönemlerden biri olmasına karşın bu kitapta bu konu ile ayrıntılı hiçbir şey söylenmemekte, özelleştirme sonucu kurumun elinde bulunan belgelerin hukuki durumunun ne olacağı belirtilmemektedir. Her ne kadar 3473 sayılı kanun uyarınca Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'nün bu belgeler üzerinde tasarruf hakkı olduğu belirtilmekle beraber özelleştirme sonucu faaliyetleri devam edecek olan kuruluşlar için eski dönemlerde üretilmiş bir çok belge serisi, planlama, karar verme ve uygulama safhalarında kullanabilecekleri yegane malzeme olma durumunu arz edecektir.
Özelleştirme uygulamasına başlayan ilk ülke Türkiye değildir. Özellikle Avrupa’da özelleştirme faaliyetlerinin devam ettiği ülkelerdeki devlet arşivlerinde çalışan arşivcilerin ortak kaygısını, bu belgelerin mülkiyetinin kime ait olduğu konusundaki tartışmalar oluşturmaktadır. Bu da göstermektedir ki bu konudaki mevzuat boşluğu, en azından kimi ülkeler için, arşivcilerin temel kaygısını oluşturmaktadır. Örneğin Rusya'dan bir arşivci devletin bir zamanlar gerçekleştirdiği kimi faaliyetlerin özelleştirilmesi ya da diğer fonksiyonlarla birleştirilmesi sonucu önceki kurumun evraklarının ortada kaldığını ve kimsenin sahiplenmediğini belirtmektedir. [12] Bu durumda bu muhtemel arşiv belgelerinin yok olması söz konusu olacaktır. Bir İngiliz arşivci ise özellikle mahalli idarelerin özelleştirilen kimi hizmetleriyle ilgili endişelerini bir yazısında dile getirmekte ve mahalli arşivlerin koleksiyonları içinde bulunan bu hizmetlere ait serilerin kesintiye uğrayacağını ve kamunun bu belgelere erişiminin engelleneceğini belirtmektedir. [13]
Yurt dışından bir özelleştirme örneği olarak evraklarının ayıklama ve imhasına katıldığımız İngiliz Demiryolları konusunda kimi şeyler söylemek uygun görünmektedir. 1993 yılı bahar aylarında yürürlüğe konulan bu proje uyarınca yakın bir geçmişte franchising yöntemi ile özelleştirilen British Rail 'in elinde mevcut tüm güncel, yarı güncel ve güncel olmayan evrakların kurumun özelleştirilmesinin tamamlanmasından hemen önce sistemden çekilmesi ve varlığı devam edecek olan İngiliz Demiryolları Arşiv Ara Deposu (British Rail Records Centre) ’na devri istenmiştir. Böylece yalnızca bir komisyon olarak varlığını sürdüren British Rail ve British Railway Property Board’ ın hukuki haklarının korunması sağlanmıştır. Özelleştirme sonucu oluşan kurumların üretecekleri evrakların mevcut sistemdeki serilerle devamlılığının sağlanması için yasal düzenlemelerin yapılacağı belirtilmiş olup yeni oluşturulan kurumlar (özelleştirme sonucu ortaya çıkan yeni şirketler), planlama ve idari açılardan British Rail’ in elinde bulunan belgelere ulaşabilme hakkına sahip olmaktadırlar.

Sonuç
Yukarıda belirtildiği gibi özelleştirme uygulamaları yalnızca faaliyetlerin devri ve çalışanların özlük haklarının korunmasından ibaret olmayıp bir ulusun bilinci olan belgelerinin de sistemli bir şekilde korunmasını sağlayıp gelecek kuşaklara ulaştırılmasını mümkün kılmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti olarak bizim de yapmamız gereken, herhalde, özelleştirme kapsamına alınmış KİT'lerde büyük çaplı evrak envanterlerinin çıkarılmasını sağlamak, kıyıda köşede kalmış, kullanılmayan ardiye ve depolarda bırakılmış olan eski belgelerin tespitini, ayıklama ve tasfiyesini gerçekleştirmek olmalıdır. Bu dileğimiz 1998 yılında gerçekleştirilen I. Milli Arşiv Şurası’nda da dile getirilmiş ve sonuç bildirgesine alınmıştır. [14] Bu faaliyetlerin koordinasyonu da devlet arşivleri tarafından acilen gerçekleştirilmeli, gerekli mali kaynaklar sağlanarak gerekirse üniversitelerden de destek alınmalıdır. Gerçekleştirilecek evrak envanterlerinden sonra da bu belgeler Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'ne devredilmeli ve hatta 50 yılını tamamlamış belgeler mevcutsa en kısa sürede araştırma ve incelemeye açılmalıdır.


[*] Bu yazı Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı tarafından Ekim 1998 tarihinde düzenlenen Özelleştirme ve Kurum Arşivleri adlı panele sunulan bir bildiri olup elinizdeki metin hazırlayan tarafından geliştirilmiştir. Panel’de yapılan diğer konuşmaların bant çözümleri Vakıf tarafından yapılmış ve anılan kurumun Dokümantasyon Merkezi’nde kullanıcıların hizmetine sunulmuştur.
[**] Yard.Doç.Dr., MÜFEF Arşivcilik Bölümü
[1] Adam Smith’ten aktaran; Halit Suiçmez-Şevket Yıldırım. Dünyada ve Türkiye’de özelleştirme uygulamaları . Ankara: MPM, 1993. 15-16.
[2] A.g.e. 20-21.
[3] A.g.e. 21.
[4] Bu konuyla ilgili belgeler için bkz. Atilla Çetin. “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin Osmanlı Devlet Arşivi ve mülga Sadaret evrakının muhafazası hakkında aldığı kararlara ait ba'zı belgeler" Tarih Enstitüsü Dergisi , (12), 1981-1982, 593-610.
[5] 1934'te yayınlanan tüzük Merkez ve Vilayet Komisyonlarının teşkilini öngörmüş, 1937'de bu tüzüğün kimi maddelerinin değiştirilmesini öngören 2/6276 no.lu nizamname ile ilçelerde de İlçe Komisyonları’nın teşkili öngörülmüştür.
[6] Anılan kararnamenin tam metni için bkz. İsmet Binark. "Türk Devlet Arşivi ve Devlet Arşiv Sitesi" TKDB, 26(2), 1977, 79-80.
[7] Fikret Ar, Dosyalama-Arşiv Resmi Yazışma ve Rapor Yazma Teknikleri adlı kitabında bu çok katmanlı hiyerarşik yapının uygulanması halinde muhtemelen söz konusu olacak ağır iş yükünü incelemektedir. Fikret Ar. Dosyalama-Arşiv Resmi Yazışma ve Rapor Yazma Teknikleri . 2.bs. Ankara: TODAİE, 1989. 87-88.
[8] Zeki Arıkan. “Kooperatif Aydın İncir Müstahsilleri Anonim Şirketi Arşivi”. Osmanlı-Türk Diplomatiği Semineri, 30-31 Mayıs 1994. Bildiriler. İstanbul: İ.Ü.E.F.Tarih Araştırma Merkezi, 1995. 191-215.
[9] Donald Quataert-Nadir Özbek. “The Ereğli-Zonguldak Coal Mines: A catalog of archival documents”. The Turkish Association Bulletin , 23(1), 1999, 55-67.
[10] 3473 sayılı “Muhafazasına Lüzum Kalmayan Evrak ve Malzemenin Yok Edilmesi Hakkında Kanun” kapsamında yer alan kurum ve kuruluşlarda ayıklama ve imha komisyonlarına ait çalışma rehberi ve Devlet Arşivi’ne arşiv malzemesinin devir işlemleri. Ankara: DAGM, 1996.
[11] A.g.e. 227-229.
[12] Andre Artizov. “The archives of Russia in the nineties: experiences, problems and prospects of development”. Janus special issue, 1996, 87.
[13] Margaret H.Whittick. "The family silver: privatisation and the archivist". Journal of the Society of Archivists , 11(1-2), 1990, 1-9.
[14] A. Oğuz İcimsoy. “Kamu sektöründe evrak yönetiminin önemi ve gerekliliği”. I. Milli Arşiv Şurası (Tebliğler-Tartışmalar) . Ankara: DAGM, 1998. 521; “I. Milli Arşiv Şurası Genel Kurul Kararları”, a.g.e. 741.

Go to page: Introduction | Previous Issue | Contents of 2000 | Next Issue |
Go to menu: Home | Profession | Organizations | Archimedia | BBS | JAS | BKA | Map


This page was created in November 2000 and was last modified on by Bekir Kemal Ataman, webadmin '*at*' archimac.org. It is located at http://www.archimac.org.