Home Profes. Org.s Archimedia BBS JAS BKA Map
Intro Prev 2000 Next

Kütüphane malzemesi nedir, arşiv ve müze malzemesi nedir?

Dokümantasyon Malzemesinin ve Kurumlarının Sınıflandırılması Hakkında Bir Deneme
What is library, archive and museum material? An attempt to classify documentation materials and institutions [*]

Holm A. Leonhardt / Çev. İshak Keskin[**]

1989 yılında Alman “Der Archivar” dergisinde; “Was ist Bibliotheks-, was Archiv- und Museumsgut ?”, Der Archivar,42/2 (1989), s. 213-224, künyesiyle yayınlanmış olan makale; arşiv, kütüphane ve müze malzemelerinin farklılığının ve fonksiyonlarının ele alındığı bir çalışmadır. Daha ileride bu üç branş sahalarıyla birlikte dokümantasyonu da içine alan geniş bir çalışma tarafımızdan yapılacaktır. Ancak şimdilik çevirisi yapılmış bu yazıya dair kısa bir değerlendirme yapmayı uygun görüyoruz.
Yapılan çevirinin daha iyi anlaşılabilmesi için bu kısa değerlendirmeye arşivciliği bir meslek haline getiren temel iki terimin, evrak ve arşiv terimlerinin tanımlanmalarıyla başlamak istiyoruz. Zira terminolojiler, bir mesleğin mensuplarının ortak dili olup, mesleğin diğer mesleklerle bir anlamda farkını ortaya koyan, onları diğer mesleklerden ayıran kavramlar topluluğudur. Kavramlar, düşünceyi şekillendirirler. Böylelikle belirsiz durumdaki bir olgu, net ve tek anlamlı ortak bir ‘dil’in yardımıyla kavramlaştırılabilir. Meslekî terminolojiler; ilgili oldukları sahaya tartışılmaz bir bakış açısı sunmakla birlikte bir branşla ilgili problemlerin ortak veya uyuşma ilkelerini ve uzun yıllar üzerinde durulmuş olan meslekle ilgili tartışma konularını da ortaya koyarlar [1].
Öteden beri bilindiği üzere arşivler, kütüphanelere göre daha eski bir tarihî kökene sahip kurumlardır [2]. Ne var ki eski dönemde arşiv kavramı daha çok devlete aidiyeti veya resmîliği ifade etmektedir. Günümüzde ise bu resmîlik anlayışı aşılmıştır. Evrak; bir kuruluş, kurum, örgütlenme veya bir işin yapılması sırasında yaratılan, teslim alınan, işlenen veya saklanan, biçimi veya üzerinde bulunduğu ortam ne olursa olsun, kayıtlı bilgi veya belgelerdir. Evrakın değerlendirmeden sonra süresiz olarak saklanması gerektiğine karar verilenlerine arşiv malzemesi, bunların yarı güncel aşamada olanlarına ise arşivlik malzeme denir. Arşiv ise, üzerinde kayıtlı olduğu bilgi ne olursa olsun arşivlik değer nedeniyle üretilmelerinden sorumlu kişilerce, kendi kullanımları için, bunların işlevsel haleflerince veya arşivler tarafından, alınarak veya alınmadan saklanan, güncel olmayan belge veya bilgilerin saklandığı mekanlardır [3] Dolayısıyla kesin şekilde dikkati çeken şudur ki, başlangıçta resmîliği ve resmî kurumları kapsayan arşiv ve evrak kavramı, şimdilerde güncelliğini yitirmiş ve üzerinde bilgi kayıtlı her türlü ortamı barındıran kavramlar olarak karşımıza çıkmışlardır.
Arşivlerde kullanıcılar, her şeyden önce, açıklığı yani kendi değerlendirmeleri için, erişilebilir kaynaklar istemekte ve bir araya getirilmiş enformasyondan kendileri için yarar sağlama düşüncesindedirler [4]. Arşivler, başka bir gaye için oluşturulan, ancak arşivleme ile ortaya çıkartılan belgeleri hafıza kaybına karşı bir tedbir olmak üzere edinirler, onlara arşiv malzemesi niteliğini kazandırırlar ve onlardan yararlanmayı sağlarlar. Arşivler gibi bir aracı rolü üstlenen kütüphaneler, buna karşın, okuyucularının konuları doğrultusunda kullanılabilir tüm yayınları mümkün mertebe hazır tutmayı kendilerine hedef edinmişlerdir. Böylelikle literatürün kullanımını kolaylaştırırlar. Ancak literatürün kullanım amacını değiştirmezler. Gerek derledikleri ve gerekse satın alarak edindikleri yayınları kataloglayarak kullanıma hazır hale getirirler, ki bu şekilde yayının basım amacının yerine getirilmesine daha doğrusu mümkün olan en büyük okuyucu kitlesine ulaşsınlar. Kullanıcılar, eserden ödünç sistemiyle yararlanırlar. Malzemeler sağlanırken, kullanıcı kitlesinin ihtiyaçları göz önünde bulundurulur. Burada; işin türü, malzemeye ulaşım yöntemi, materyalden beklenen yarar ve kurumsal amaç, söz konusu iki kurum arasındaki kurumsal farklılığı belirler.
Arşiv ve kütüphaneler arasındaki çalışma metotlarının farkı da şöyledir: Arşivler, yetki sahalarındaki belgeleri değerlendirdikten sonra belgeleme ve enformasyon için erişimi serbest bırakırlar. Yararlanmanın daha kolay yapılabilmesi için, indekslerle dokümanter erişim de sağlanabilir. Bu hiçbir şekilde arşivcilik prensiplerine bir halel getirmez, aksine sistemden yararlanma düzeyini yükseltir. Kütüphaneler ise, yayınları tam anlamıyla kullanıcı kitlesi için hazır bulundurur ve bu yayınları bütün olarak sunmaya çalışır. Kitaplar, kataloglama esnasında yerlerini değiştirebilirler, ancak arşivlenen idarî belgeler gibi fonksiyonlarını ve kullanım amaçlarını değiştirmezler. Daha doğrusu kitaplar, her kurumda benzer ihtiyaçlar ve amaçları doğrultusunda bulundurulurlar [5].
Arşiv ve kütüphane malzemeleri arasındaki farklılığa gelince bunu da kısaca şöyle tanımlayabiliriz [6]:

  1. Arşiv belgeleri, şekilsel ve fiziksel olarak çeşitlidir. Belgelerin aktif dönemlerinde korunma yöntemleri farklı olup, arşivlere girişleri; tek, küçük gruplar, düzenli veya düzensiz malzeme yığınları şeklindedir. Bunlar, arşivler tarafından genelde devralınırlar, bazen de satın alınarak ve bağış yöntemleriyle kabul edilirler. Kütüphanecilikte en yaygın sağlama yöntemi satın almadır. Bağış ve derleme yoluyla da kütüphane malzemesinin sağlanması mümkündür.
  2. Arşiv belgeleri, fiziksel açıdan yayınlardan çok daha karmaşık bir yapıya sahiptirler. Yayınlar, basıldıkları sırada birtakım özelliklere sahiptirler. Belgeler, yazar adı, kitap adı, yayın yeri ve tarihi ile belirlenemez. Yine belgelerin konuları bir başlıktan, içindekiler tablosundan, indeksten ve benzeri yerden alınan bilgilerle tanımlanamaz. Ancak yeni belge türleri (görsel-işitsel) için, indeksleme sistemi uygulanabilir. Erişim amacıyla hazırlanan dokümanter bir sistemin ilavesi, belgeler için uygulanmış olan provenans sistemini veya zaten buna uygun şekilde düzenlenmiş olan belgelerin durumunu etkilemez. Belgelerde başlıklar var ise, bu, genelde sonradan belgenin tümü ve konusu incelendikten sonra verilmiştir.
  3. Arşiv belgeleri, bir faaliyetin parçası olmalarından dolayı tek değil gruplar halinde bulunurlar ve bu halleriyle bir anlama sahip olurlar. Oysa yayınların her biri diğerinden bağımsız olarak değerlendirilir. Kütüphane malzemesi için söz konusu olan birimlere ve konulara göre sınıflandırma yöntemi, muhteva ile ilgili farklılıklar sebebiyle belgelere uygulanamaz. Organik malzemeler, toplu olarak ve fonksiyona göre tanımlanmalıdır.
  4. Arşiv belgeleri, önce faaliyet sonra konu bakımından, yayınlar ise, önce konu sonra faaliyet açısından önem taşırlar. Belgeler, ilgili konu alanlarına göre değil belirli fonksiyonları, faaliyetleri veya işlevleri yapmak için meydana gelirler, birikirler. Belgeler, eğer belli konularda ise, bu konular faaliyetin hedeflerini teşkil ederler.
  5. Arşiv belgeleri, oluşumları gereği başlıca belli tür faaliyetlere yönelik konuları içerdiğinden, yayınlara göre daha dar konu dağılımına sahiptirler. Bu bakımdan belgeler heterojen, yayınlar ise homojendir.
  6. Arşiv belgeleri, tek nüsha olduklarından tesadüf edilecek yerler de yine onları oluşturan kurumlardır, buna karşın yayınlar birçok kütüphanelerde bulunabilirler.
  7. Yazılı belgelerin kullanılışı yayınlar kadar yaygın değildir. Ancak yazılı belgeler, yayınların hazırlanışı sırasında kullanılan kaynaklar niteliğindedirler.

Bütün bunlardan hareketle bu iki tür arasında; belgeler, araştırmalarda işlenmesi gereken bir hammadde, yayınlar ise son üretimi temsil etmektedirler şeklinde bir benzetme yapılabilir.
Arşiv ve müze arasındaki farka gelince; arşiv malzemesi, ziyaretçinin amacına yönelik tarama yöntemiyle bulunur [7]. Tarama yöntemi, daha fazla ip uçlarına ve tecrübelere dayanır. Yeni belge grupları için, bu tarama yöntemi indekslerle daha da kolaylaştırılabilir. Buralardan edinilen enformasyon, yoruma muhtaçtır. Ne var ki yorum da kişisel bir çıkarımı gerektirmektedir. Kişisel yorumlar ise hiçbir zaman aslın yerini almaz. Ziyaretçinin amacı, belirli bir soruya veya bir konuya otantik bir cevap aramaktır. Müzeler veya sergiler, ziyaretçi için teşhir edilen nesnenin, daha çok bir camekan içinde sunulmasına arabuluculuk ederler. Bir rehberin konuşmasıyla birlikte kişisel çağrışımın nesne üzerinde odaklaşması sağlanır. Ziyaretçiye yazılı formda verilecek herhangi bir bilgi, kişisel kanıları düzeltebilir ve bu nedenle ziyaretçiler üzerindeki etkinin derinleşmesi sağlanabilir. Teşhir olmaksızın yapılan bir nesne tanımı, kişisel bilgiler doğrultusunda şekillenir. Ancak bir müze ziyaretini gerektiren sebep, merak ve kişisel amaca yönelik bilme arzusuna dayanır. Bundan beklenen ise, yeni deneyimler edinmek ve tamamen öğrenmektir. Zamanı daha anlamlı ve hoş geçirmek de bu tür bir ziyaretin bir yan fonksiyonudur.
Arşiv ve müze arasındaki malzeme farklılığı da şu şekildedir: Arşivlik malzemenin niteliği ve düzenlenişi üretildiği kurumun yetki sahası ve devir metotlarıyla ilgilidir. Devralma ile koleksiyonlar genişler ve bu malzemeler üzerinde arşivcilik metotları uygulanır. Belgelerin oluşum ilişkisi anlayışı, arşivsel işleme için ne bir yorum, ne de belgelerdeki enformasyonun düzenlenmesi için bir varsayımdır. Bugünkü kurumsal açıklık ilkesi devam ettiği sürece ilerideki kullanımlar için de belgeler oluşacak ve varolacaklardır. Müzeler, malzemelerini doğa bilimsel veya sanat tarihsel deneyimlerin sistematik sunumunun mümkün kılındığı toplama konseptine göre genişletir. Bu durum, çağdaş yapıtlar için söz konusudur. Müzeler, az veya çok, tesadüfen devralınan ve bir araya getirilen nesnelerden, birlikte teşhiri gerçekleştirilen tek parçalar olarak oluşurlar [8].
Klasik arşivlerin temelini oluşturan yazılı malzeme, bir faaliyetin ve amaca yönelik hareketlerin ürünü olarak organizasyonlarda oluşur [9]. Belgeler, görevlerin aktüel olarak yapılması için kararların benimsenmesine ihtiyaç duymaktadır. Dosyalar, bazen kompleks bazen de basit bir faaliyetin ürünü olan belgelerden oluşurlar. Temelde enformasyonun oluşumu, tek başına karar almayı içerecek şekilde dört bölümden teşekkül eder. Problemin veya yapılması düşünülen faaliyetin konumu ve gelişmesi, buna karşı çözüm üretme ve karar alma.
  1. Faaliyetin çözümü, bir problemi ortaya koyan ve bir tepkiyi gerektiren detaylı yazıları gerektirir. Bu yazı üzerinde yapılacak onama niteliğindeki her işlem, sorumluluğun kabulü anlamına gelir ve bu işlemi yürütecek bir elemanı gerekli kılar.
  2. Problemi ayrıntılı şekilde açıklayan edinilmiş enformasyon ile yazı tamamlanır.
  3. Aynı görev sahasında yetkili hazırlayıcı, işin aşamalarını belirler ve süreç böylece yürütülür. Yararlanmanın her noktası ve seviyesi, başarıyı ortaya koyar ve sonradan ilgili faaliyetin tarzı ve ele alınış sırasını belirler, aynı konudaki yönlendirmeyi kolaylaştırır.
  4. Nihayet karar alma işlemi, cevap olarak aslî yazıların göndericisine bildirilen bir çözümün formüle edilmesiyle bitirilir. Orijinali dosyada kalmak kaydıyla oluşan enformasyondan yararlanılabilir ve cevabın kopyası alınabilir.

Yazılı malzemenin bu ideal tipi, görünüşü, tek anlamlı yetki yapısı, konusu, iş bölümü ve şeffaf yönetimin çalışma araçları olarak belgelerin fonksiyonlarını belirlerler.
Nihayet bu kurumların sahip oldukları varlıklar; bu kurum mensuplarının ayrı şekilde eğitilmelerini zorunlu kılmaktadır. Zira kurumsal eğitim, bir mesleğin diğer mesleklerle olan farkını ortaya koymakta, yetiştirdiği meslek mensuplarıyla mesleği kamuoyuna tanıtmakta, dolayısıyla meslekî bir branş potansiyelinin oluşmasını sağlamaktadır. Böylelikle mesleki eğitim arşiv, kütüphane veya müze malzemesinin tanımını net şekilde ortaya koymaktadır. Daha kısa bir ifadeyle malzemelerin farklılığı ve ayrı şekilde değerlendirilme zorunlulukları, bilimsel meslekî eğitimi şekillendirmektedir. Bunun da ötesinde bilgi içerikli malzeme, yukarıda belirtilen farklılıklardan dolayı sahaya özgü bilimsel meslekî eğitimi şekillendirmektedir. Bilgisayar eğitiminin malzemeye bakış açısıyla şekillendirilmesi buna bir örnek olarak gösterilebilir. Her kurum dolayısıyla kurumun mensupları, temel bilgisayar teknikleri konusunda bilgi sahibi olmak durumundadır. Bu noktada dersler ortak yapılabilir. Ancak malzemenin türü ve yapısı; bilgisayar üzerinde bu malzemelerin işlenmesini ve kullanıma sunulmasını etkileyeceğinden, meslek mensuplarına bilgisayar üzerinde branşla ilgili malzemenin işlenişine dair yöntemleri veren esaslı bir meslekî bilgisayar eğitimini zorunlu kılacaktır. Bu ve buna benzer örneklerin çoğaltılması mümkündür. Bu da şunu göstermektedir ki, birbirine yakın hatta bazen birbirinin içinde olduğu bazı akademisyenlerce düşünülen bu bilim dalları; farklı birer saha olarak hümaniter bilimler içindeki yerlerini almışlardır. Dolayısıyla her disiplin kendine has bir bilimsel meslekî eğitim programını ve sistemini artık tanımlamak zorundadır. Bu nedenle söz konusu kurumlar, sahaya özgü eğitim kurumlarına ihtiyaç duymaktadırlar. Bu kurumlar arasındaki akademik eğitim ilişkisi de, temel bazı bilgileri içeren ortak birtakım derslerle sınırlı kalmak durumundadır. Burada şunu belirtmek gerekmektedir ki, topluma karşı aracı rolünü üstlenen bilgi kurumları arasındaki akademik eğitim ilişkinin nasıl olması gerektiği konusu gerçekten önemlidir. Bu ilişkinin klasik köy komşuluk ilişkisi şeklinde mi, yoksa kent-komşuluk ilişkisi şeklinde mi olacağı yine bu mesleğin mensupları tarafından kararlaştırılmalıdır. Kişisel dileğimiz ise, bu ilişkinin köy komşuluk ilişkisi şeklinde olmasıdır.
(Çevirmenin notu)

Arşiv, kütüphane ve müze malzemelerinin sınırı konusu, 1920’den 1950’ye değin, kütüphaneciler, arşivciler ve tabi ki az sayıda olmak üzere müzeciler arasında karşıt görüşler de öne sürülerek hararetle tartışıldı. Halbuki bugün neredeyse tarihî sayılabilecek bu sınır tartışmasının, meslek gruplarımız arasında dokümantasyon malzemesinin (özellikle miras olarak kalan malzemenin) belli türleri üzerindeki önemsiz rekabeti geniş ölçüde yatıştırdığı görülmektedir. Ancak meslek guruplarımızın bu çözümü, meslekte etkin ve aktif olmayan meslek mensuplarının huzurunu bozacak şekilde gelişmiştir. Meslek guruplarımızın eskiden kalma tartışma konuları giderek ortadan kalkarken, dokümantasyon malzemesi üzerindeki rekabet, örneğin parti arşivleri ile devlet arşivleri veya güzel sanatlar müzesi ile zengin derleyiciler arasındaki rekabet gibi, yeni çelişme çizgisini doğurmuştur. Bununla birlikte genel olarak arşiv, kütüphane ve müze sahaları arasında sınır tartışmasını gereksiz kılan belirgin bir uyum da ortaya çıkmıştır: İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra daha belirgin olarak ortaya çıkan, sadece kendi konusunda kabul ettiği kitapları, dosyaları, eski/tarihî belgeleri ve özel konuları ihtiva eden eserlere sahip olan özel dokümantasyon kuruluşları bunu çok açık şekilde göstermektedir [10].
Eğer arşivcilik, kütüphanecilik ve müzecilik kurumları, hissedilir bir kimlik kriziyle ve uygulayıcılarının meslek anlayışlarında gizlice gelişen kuşkuyla yürümeselerdi, arşivciler, kütüphaneciler ve müzeciler arasında önceleri sıkıntıya neden olan ilişkinin yumuşaması son derece sevindirici boyutta olacaktı. Şöyle ki:

Meslek anlayışımızdaki bu krizin nedeni; açıkça meslek grupları geleneklerimizin karşı önlem alamadan hızla ilerleyen teknik-toplumsal gelişmede ve bundan dolayı yeniliklerle çelişki içinde bulunmasında yatmaktadır. Arşiv, kütüphane ve müze sahaları arasındaki sınırı kesin şekilde gösterebilme olanaksızlığı, şüphesiz meslekî rolümüzün özüyle ilişkilidir. Biz, -arşivcilikle, kütüphanecilikle ve müzecilikle ilişkili alanlar giderek daha geriye gittiği sırada-, modern belge teknolojisi yardımıyla her bir materyali edinen, yöneten ve bu materyali kullandıran çok işlevli belge bilimcilerinin ortaya çıkışıyla mı karşı karşıyız?
Yazar bu görüşte değildir. Bununla birlikte, müşterek “dokümantasyon” terminolojimizin gözden geçirilerek, meslek anlayışlarımızda gerekli revizyona gidilmesi gerektiği düşüncesindedir. Öyleyse arşiv, kütüphane ve müze daha doğrusu bunlarla ilişkili malzemeler gibi temel kavramlar, meslek gruplarımızın tüm sahaları için açık ve inandırıcı şekilde tanımlanmış olmalıdır. Şüphesiz buna ihtiyaç vardır ve öyle görünüyor ki, arşiv, kütüphane ve müze malzemeleri arasındaki farkları belirleyen kuramların tarihi ile ilgilenmek gerekmektedir. Bu da kabaca işlevselci örgütsel ve teorik bir yaklaşım temel alınarak yapılacaktır. Bu yaklaşım, 70’li yıllarda eleştirici DDR Arşivcileri (Deutsche Demokratische Republik- Demokratik Almanya Cumhuriyeti) tarafından gösterilmiş [14] ve batıda tecrübe dahi edilmeden ört bas edilmiştir [15].
Arşivler, kütüphaneler ve müzeler, belge derlemede, korumada, işlemede ve kullanıma sunmada müşterek hareket etmektedirler. Onlar genel olarak toplumsal belgeleme fonksiyonuna hizmet ederler, bir araya getirilmiş belge bilimi sahasını oluştururlar. Fakat buna karşın sözü geçen kurumları birbirinden ayıran iş, bu kadar kolay anlaşılamamaktadır; bu konuda, çeşitli tezler altında da olsa, genel olarak biri belgelerin farklılığı ile olan alakasını ortaya koyan, diğeri de spesifik belge fonksiyonlarına dayanan iki temel görüş rekabet etmektedir.

1.Tez:

Aslında arşiv, kütüphane ve müze malzemesi yoktur.

“Arşivler, kütüphane malzemesine karşılık olarak arşiv malzemesi şeklinde adlandırılan ve bu kurumlarda korunan belgeler vasıtasıyla fiilî olarak tamamen kütüphanelerden ayrılmaktadır. Arşiv ve kütüphanenin ayrılması ile alâkalı çoğu teoriler de bu esaslı kriterle bağlantılıdır” [16].
“Geçmişten kalan belgeler arşivsel dokümantasyon yerlerinde bulunmuyorlarsa bile, kütüphane ve müze malzemesine dönüşmezler. Aynı şekilde etrafa dağılmış durumdaki orijinal belgeler ve dosyalar da bu yüzden değerlerinden ve özelliklerinden (doğallıklarından) bir şey kaybetmezler” [17].
Yukarıdaki alıntılar (bir arşivcinin olduğu gibi bir kütüphanecinin), dokümantasyon sahaları arasındaki geleneksel tefrik teorilerinin malzemeye olan bağlılıklarını çok açık bir şekilde nitelemektedir. Birincisi onu arşiv, kütüphane ve müze malzemesi yapan objektif özelliklere sahip dokümantasyon malzemesidir. Buna karşın ikincisi dokümantasyon kurumlarıdır. Öyle ki özel malzeme türleri, korunma ve yaygınlaştırma yerleri olarak arşiv, kütüphane ve müze kurumlarında kayıtsız şartsız tanımlanırlar. Bu malzeme türleri de söz konusu kurumların karakterlerini belirler [18]. Daha yeni tanımlamalar, belirtilen kurumların fonksiyonları üzerinde daha esaslı durmakta ve malzeme önceliğini kesin şekilde göz önünde bulundurmamaktadır; dokümantasyon malzemesi ve dokümantasyon fonksiyonu ilişkisi sorusu bu yeni tanımlarla belirsiz durumdadır, kategori temelleri ise sağlam görünmemektedir.
Tasvir edilen dokümantasyon malzemesi önceliği görüşü, meslek hayatımızda büsbütün hüküm sürdüğü halde, yazara, gündelik anlayışa çok fazla bağlı olduğu izlenimini vermektedir. Bu görüş, belli bir meslekî dar bakışın göstergesi olamaz mı? Özellikle gündelik hayatta bir belge tipiyle ilişki içinde olmak, malzemelere olan eleştirel mesafeyi kısaltmaz mı? Bunun sonucunda da arşiv, kütüphane ve müze işinin amacı, icra edilen işin nesnelerine yansıtılmaktadır. Bunlar da davranışı belirlemektedir. Muhtemelen burada, kompleks ilişkinin basitleştirilmesini isteyen insanla birlikte, gündelik düşünce eğilimi etkili olmaktadır.
Böylece tasvir edilen malzeme odaklılıktan kurtulursak, arşivlik, kütüphanelik veya müzelik değeri görülen ve satın alınan nesnelerin, zamansal, kültürel, kurumsal ve nihayet kişisel olarak bağımlılıkları olduğunu kolayca görürüz. Her defasında dokümantasyon malzemesine atfedilen dokümantasyon değeri, burada başlıca merkezî öneme sahiptir. Fakat değer nasıl oluşur (tespit edilir). “Değerin tespit edilebilmesi için, nesnenin niteliksel vasfı, onun değer olanağı ve kullanıcının ilgisi, gereksinimleri ve hedefleri kesişmelidir” [19]. Yani her şeyden önce insan, sözü geçen özne olarak değişkendir. İnsanın özellikle ‘meslekî’ ilgisi, gereksinimleri, hedefleri ve amaçları yoğun toplumsal belirlemelere ve kurallara dayandığı için, insan tarafından saptanan bir nesnenin belgesel değeri, ait olduğu çağda, ait olduğu kültür çevresinde arşiv, kütüphane ve müze kurumlarına hizmet eden (öznel şekilde sağlanmış olan) toplumsal dokümantasyon amaçlarına atfedilir. Bugün değerli bir hazine rolü oynayan ne kadar çok kitap, dosya ve anlatım nesnesi erken dönemlerde toplanmaya değer görülmüştür [20]. Toplumsal gelişme, tam aksine olarak belli türdeki dokümantasyon malzemesinin belli türünün farklı şekilde değerlendirilmesine neden olabilir. Örneğin kütüphane alanında son yıllarda nadir kullanılan özellikle doğa bilimsel ve tıp kökenli literatür hakkındaki tartışma, bunu açıkça göstermektedir.

2. Tez:

Kurumsal işlev, arşiv, kütüphane ve müze malzemesine nasıl bakılacağını (belli bir zamanda, belli bir yerde) belirler.

Arşiv, kütüphane ve müze malzemesi, insandan ve belirli bir toplumsal gelişme durumundan bağımsız malzemeyi oluşturanın/yazarın düşüncesine göre var olmaz. Bu kavramların doğru kullanımı, ortaya çıkan toplumsal kurumların varlığını kesin olarak gerektirir. Yani hiç kimse, insansız ortamda hiçbir yerde/hiçbir zamanda bir kereye mahsus ortaya çıkartılan içe dönük madenleri veya fosilleri esas itibariyle müze malzemesi olarak tanımlamamalıdır. Bu malzeme benzerliği, bu türlerin kurumları olmadığından dolayı, ya gerçekten ya da potansiyel arşiv veya kütüphane malzemesi olabilecek orijinal edebî-kitabî notlar ve erken dönem kayıtları için geçerlidir. Çünkü, bir arşiv, bir kütüphane veya bir müze, herhangi bir yerde bulunan kitaplar, imtiyaz nâmeler dolayısıyla veya potansiyel teşhir nesnesi olarak kabul edilmek suretiyle var olmadılar; aksine belirtilen bu kurumlar, benzer bir toplumsal amaca bağlı farz edildiler. O halde arşiv, kütüphane ve müze malzemeleri, sadece malzeme kriterleriyle değil, aksine toplumsal kurumlar olan arşivler, kütüphaneler ve müzeler, daha ziyade zamandan, mekandan ve kültürden bağımsız sahip oldukları önem itibariyle tanımlanırlar. Dokümantasyon sahasının ayrılması, esasen işlevlerin ayrılması açısından olacaktır: Örneğin kütüphaneler, diyebiliriz ki, toplumsal önemi olan enformasyon bilimsel ve kurumsal içeriklerinin korunmasına ve hazır tutulmasına; müzeler, nesnel içerikli oluşumların anlatımına/canlandırılmasına ve arşivler de hukuksal/tarihsel delil emniyetine hizmet etmektedirler. Belgelerin kendisi –ne kadar değerli olurlarsa olsunlar- amaç için sadece vasıtadırlar ve bununla birlikte spesifik dokümantasyon kurumları için tanım olmaktan da uzaktırlar.
Buna göre, arşivler, kütüphaneler ve müzeler çoğunlukla özel belgesel amaca en çok hizmet eden malzemeleri mümkün olduğu kadar edineceklerdir. Söz konusu kurumların hizmet alanları ve edinecekleri malzemeler ise şöyledir:


Şimdi bu fonksiyon tanımları, kime daha evrensel görünürse ona yardım edilebilir. Böylece işlevlere bölerek kurum amacı belirlemelerinin daha keskin yapılması zor olmayacaktır. Diğer taraftan bunlar, özel suretteki (alma, edinme, işleme, hazırlama) genel dokümantasyon işlevinin bileşenlerini değiştirirler. Sonuç itibariyle ilgili dokümantasyon sahasının işlevsel büyük bir modeline aynı zamanda ulaşılır. Bu tür kurumsal sahaların işlevlerini de şöyle belirtebiliriz:

İşlevi önde tutan bakış açısına dayanarak “enformasyon ve dokümantasyon” sahaları ile alakalı bir sınırlama da esasen başarıyla sonuçlanacaktır. Bu noktada iki temel işlevden söz edilebilir:
  1. Düzenlemenin veya enformasyonun somut bir dokümantasyon malzemesinden bağımsız hazırlanmasıdır (örneğin, bibliyografyalar, bilgi bankaları, gazete kupürü derleme). Bu fonksiyon, (koleksiyona bağlı olduğu için) özel olarak arşivcilikle/kütüphanecilikle ilgili değil, aksine daha ziyade bir bilimsel yardım çalışması ve bir yardımcı iş statüsündedir.
  2. Medyadan, enformasyonun geri kazanımıdır. Bir araştırmacının sonuncu işlevi (eğer kullanımı zor medya için bir kullanıcı hizmeti söz konusuysa), tamamen kütüphanecilerin ve arşivcilerin meslekî görevleri arasında sıralanmalıydı. Süre giden enformasyon görevi, buna karşın aynı şekilde yeni bir bilimsel çalışma sahasına bağlanabilirdi.

3. Tez:

Belgeler, bir belge bilimi sahasının ötesinde de değer taşıyabilirler.

Belge ve Bilgi Biliminin sahaları arasındaki geleneksel tefrik kuramlarının tartışılmaz avantajı, materyal içeriği kriterlerine göre dokümantasyon malzemesinin nispeten daha net şekilde ayrılmasıdır. Bu şekilde kayıt kalemine bağlı olan ve bağlı olmayan yazılı metinlerin, yani edebî, ticarî ve hukukî belgelerin ve yazılı olmayan konu nesnelerinin ayrılması kolayca yapılabilir (bu noktada birkaç şüpheli durum olsa da). Ancak ilk bakışta pratikte yakın gibi görünen şey, gerçekten bir zorluk olarak ortaya çıkar. Konusal olarak tespit edilen tefrik teorileri, orta yolu bulamayacak ölçüde birbirlerine zıttırlar [22]. Bunlar, basitleştirilmiş ve bilimsellikten uzak uygulayıcı tasarımları olarak izole edilmiş bakış açısıyla ve meslekî kullanım alanının darlığıyla karşımıza çıkmaktadırlar.
Buna karşın işlevsel tefrik kuramı çok daha etkin olurdu. Çünkü bu kuram, bir belgenin sahaya özgü değerini belirler; yani arşivlik, kütüphanelik ve müzelik değerini çok karmaşık bir “işlev analizi” çerçevesinde saptar. Alanlara özgü böyle bir dokümantasyon malzemesi olmadığından dolayı, arşiv, kütüphane ve müze malzemesi ayırımı temelde terk edilmektedir. Öyleyse, her bir belge prensipte her üç belge fonksiyonu için, az veya çok belirlenmiş kullanım olanağını göstermektedir. Kullanım olanaklarından hareketle belgelerin işlevleri aşağıdaki gibi gösterilebilir:

4. Tez:

Belgeler, onlardan görece en büyük toplumsal yararın sağlanacağı noktaya ulaştırılmalıdırlar.

Toplumsal kaynakların en iyi şekilde değerlendirilmesine yönelik olarak sınır kullanım eşitliği veya pareto optimalitesi gibi ulusal ekonomi kuramı tasarımları geliştirilmiştir. Ancak bu yaklaşımlar, kullanılan araçların basamaksız ayarlanabilirliğinden başlar ve bu yüzden dokümantasyon malzemesi ayırımı sorunu üzerine ancak belli ölçülerde uygulanabilirler. Bu malzemeler, arşivler, kütüphaneler ve müzeler tarafından tipik belge şeklinde sadece bir veya az sayıda olan nüsha halinde satın alınırlar; bundan başka nesnelerin büyük bir kısmı, sadece bir tek kurumun sahip olabileceği belgelerdir.
Bir kere somut bir XY belgesinin belgesel değerini ele alalım. Bu değer, ilgili dokümantasyon kurumunun özel düzenlemesine ve tarzına bağlı olarak, duruma göre farklı düzeylerdedir. Ayrıca bir satış veya kabul kararı için, olması gereken kaçınılmaz net yarardan çıkartılan edinme, koruma ve diğer işletim ve kullanım maliyetleri dikkate alınmalıdır. D 1, D 2 ve Dx’e kadar kurumlara, böylece Y 1, Y 2 ve Yx’e (burada “Y” yararı sembolize etmektedir) kadar varan bir belge net yarara karşılık gelecektir. XY nesnesiyle ilişkili bir belge söz konusu ise, orijinal belgeden en büyük net yararı sağlayacak olan kurum, bunu satın almaya en yetkili olan kurumdur. Kitaplar ve sanatsal eserler vb. gibi basılı yapıtları birden fazla kurum, nüshalar halinde satın alabilir. Bunu da tabii ki görece en yüksek net yararı olanlar yapabilir. Temel sorun, öyle fazla uygun dokümantasyon sahasına değil, aksine farklı ortamlara ait olabilecek, çoğunlukla en uygun somut dokümantasyon kurumları olacağıdır.
Her bir arşiv, kütüphane ve müze yöneticisinin bir arada oturdukları ve rekabet halindeki binalarında hangisinin belli bir belgeden en yüksek yararı sağlayacaklarını tartıştıkları düşünülebilir. Genellikle benzer şekilde karar veren tarafından sübjektif olarak şekillenmiş bir kullanım araştırması ve ölçümü yüklenen hukukî-ticarî sınırlar, değişik mali destekçilere bağlılıktan oluşan hukuksal-parasal bağlılıklar karşısında, bilinen kurum bencilliği bakımından uygulanabilir mi?
Belgelerinen uygun şekilde oluşumu için patent tahsisi, dokümantasyon sahalarının işlevsel bakış açılarından çıkarılmamalıdır. Arşivler, kütüphaneler ve müzeler arasında net kullanıma yönlendirilmiş olan dağınık sahaların birleştirilmesinin yürütülmesini türlü pratik problemler engellemektedir. Özellikle bu, belirli bir kurumda sıkı şekilde envanteri çıkartılan ve yaygınlaştırılan (işlenen) belgeler için veya en uygun alıcının bunun karşılığında bir hizmet sunamaması durumunda geçerlidir. Fakat işlevsel yaklaşımdan, sürekli belge satın alınmasının biçimlendirilmesinde doğru ilkeler oluşturabilecek yöntemler çıkartılabilir. Bu, en önemli geleneksel çelişme noktası vasıtasıyla aşağıdaki “malzeme dağılımı” örneği üzerinde gösterilmiştir.

Elle yazılmış kişisel koleksiyonlar
Arşiv ve kütüphane malzemeleri arasındaki klasik ayrılma çizgisi görüşüne göre kişisel koleksiyonlar sahası bu kabil sanatsal-bilimsel ve diğer hukukî-ticarî kaynaklarda ikiye ayrılmaktadır. Fakat tek nüsha orijinal el yazmalarında, onların içeriklerinden doğan bilgi değeri, tarihsel bilgi değerinin her zaman arkasında kalmaktadır. Otantik orijinaller olmasaydı tarih biliminin temeli, büyük ölçüde dayanaktan yoksun kalacaktı. Buna karşın aynı belgelerin çoğaltılması durumunda ise tarihsel kanıt değeri, bilgi gibi diğer yarar olanakları karşısında ihmal edilebilir. Yani esas itibariyle kişisel belgeler çoğunlukla arşiv işleviyle ilişkilendirilir. Bu sahada bazı kütüphanelerin kısmen bu ilişkilendirme ile doğru ve geleneksel olarak zengin olan aktiviteleri bu söz konusu durumu değiştirmez.

El yazmaları
Ortaçağın elle yazılmış kitapları, oluşum tarzları gereğince, nüsha itibariyle tek tek orijinal belgedirler; birbirine benzer kopyaların elle yazılmış (çoğaltılmış) diğer nüshaları bile, en azından biraz birbirlerinden farklılıklar göstermektedir. Ancak, farklılıkların çoğu, biçimsel yöndendir. Kitapların kendisi, sürekli kopyalama sırasında genelde ancak küçük çaplı olarak değişime uğramıştır ve genel olarak biçimini korumuştur. İşlevsel olarak bakıldığında el yazması olarak bir orijinal belgenin kabul edilebilir kopyaları şeklinde görülebilirler. Bu da genel durumda “tartışmasız” tarihsel kaynak değerinin önünde eğitim değerinin gelmesi demektir.

Basılı küçük metinler
Çok kısa kullanım ömrü olan basılı metinler (afişler, el ilanları, dernek bildirileri/duyuruları, reklam kağıtları ve reklam gazeteleri vb. gibi) marjinal eğitim değerleri nedeniyle genellikle kütüphanelerin veya bu işle uğraşan özel şahısların koleksiyon malzemesi değildirler. Çünkü bu materyallerin sonuçta tarihsel kaynaklar olarak kaybolacağı şüphesinden dolayı, ilgili yerel ve devlet arşivleri, dokümantasyon malzemesinin bu özel türünün örneklerini düzenli olarak kabul ederler. Halbuki yerel kütüphanelerin (sıkça yetkili olarak görevlendirilmişlerdir de) basılı küçük metinleri edinme pratiği, bu noktada son derece farklılıklar göstermektedir: Bu tür belgelerin istenmeyerek alınması, bazılarının imha edilmesi ve diğerlerinden de vazgeçilmesi nadir bir durum değildir, ilgili arşivlerle bir koordinasyon neredeyse hiç gerçekleşmemektedir. Ancak artık düşük ölçüde eğitim değeri olan ve bununla birlikte tarihsel kaynak değerine sahip belgeleri doğrudan arşivlere bırakmak için arşivlerle koordinasyon gereklidir; arşivler, diğer taraftan bazı durumlarda bu belgeleri satın almaya hakkı olan kütüphane kurumlarına müteşekkir olacaklardır. Yerel arşivler ve yerel kütüphaneler arasında sürdürülebilir bir koordinasyon yoluyla, basılı küçük metinleri mükerrer toplama gereksizliği, etkili bir biçimde önlenebilir.

Dosyalardaki kitaplar ve konu nesneleri
Kitapların dosyalara ait olup olmadığının geçerliliği, arşivciler ve kütüphaneciler arasında var olan eski bir tartışma konusudur. Bu noktada, yapısal bir delil fonksiyonuna sahip dosyaların içinde kitaplar ve konu nesnelerinin toplanabileceği -örneğin bir cinayet dosyasında bir suç aleti veya personel dosyasında bir yapıt gibi- görüşü akla yatkın görünüyor.

Anlatım nesneleri olarak belgeler
Kitap, evrak veya şiir müzeleri gibi tarihî müzelerdeki en farklı tarzın yazılı nüshası, anlatıma hizmet etmektedir. Bu noktada, özellikle her şeyden önce ifade gücü yüksek ve örnek oluşturulabilecek belgelere ihtiyaç vardır ve bu kanıt ve eğitim değerleri de geri planda kalmaktadır. Müzelerin yazılı malzeme, daha doğrusu kayıtlı materyalleri edinmemeleri gerektiği yönündeki bazı arşivcilerin istekleri, işlevcilik açısından dayanaktan yoksundur. Ancak bir belgenin arşivlik ve müzelik kullanım olanakları, her ne kadar dengeli kesiştiği durumlar olsa da, iyi bir kopyanın veya uygun bir ikâme belgesinin istenen müzelik anlatımını yerine getirmeye muktedir olup olmadığı ve buna göre ilgili nüshanın/orijinalin arşive devredilip edilmeyeceği gözden geçirilmelidir.

Eğitim aracı olarak konu nesneleri
Kitaplar ve dergiler dışında, notalar ve ses taşıyıcılarının yazılı olmayan veya kısmen yazılı olan (daha doğrusu kültürel içerikli) nesneleri, eğitim işlevlerini yerine getirirler. Buna karşın onların müzelik amaçları tam aksine duruma göre göz ardı edilebilir. Bu noktada kütüphanelerde tamamen yasal olan, yani uygun özel bölümlerde (sanatsal eserler gibi) bulunan, küreler, fotoğraflar, videolar, çoğaltılmış sanat eserleri, oyunlar vb. akla gelecektir.

5. Tez:

Yalnızca sade dokümantasyon kurumları değil aynı zamanda kompleks dokümantasyon kurumları da olabilir.

Karşılaştırmalı organizasyon sosyolojisinin uzun süredir bildiği bir olgu, kompleks yahut çok amaçlı organizasyon olgusudur. Bunun için, ekonomide çeşitlilik kavramı ortaya konulmuştur. Böylece bir ve benzer kurumların farklı bölümleri, kısmen, son derece farklı şekildeki faaliyetlerle uğraşırlar, yığılma olarak adlandırılan toplu bir sınaî birlik çatısı altında sayısız branşları birleştirirler.
Genel ölçüde resmî olarak desteklenen dokümantasyon sahasında da (işlev kapsamındaki her malzemenin satın alınması için, en çok bu tür malzemelerin satın alınması anlamına gelmez) bu tür kompleks organizasyonlar mevcuttur. Bazı işlev kombinasyonlarının en akla yakın hali, benzeri olmayan bir topluluğa ait şair müzeleriyle veya benzer konu merkezli kurumlar, ilgili konu nesneleri, aslî belgeler ve branş literatürleri, örneğin Frankfurt’taki Goethe Müzesi, Marbach’taki Alman Edebiyat Arşivi ve Schiller Ulusal Müzesi, Berlin’deki Bauhaus Arşivi veya Bochum’daki Alman Maden Müzesi gibi, önünde bulunmaktadır. Parti arşivleri, radyo arşivleri ve basın arşivleri (I&D –enformasyon ve dokümantasyon- görevleri yanı sıra), literatür ve aslî belgelerini aynı zamanda belgelerken, tarihî büyük müzeler, Nürnberg’deki Alman Dili Milli Müzesi gibi, müzeleri ve resmî ihtisas kütüphanelerini bir çatı altında yönetmektedirler. Bazı eski kütüphaneler, geniş çaplı el yazmaları toplayarak arşiv işlevini de yerine getirmektedirler.
Bu tür işlev kombinasyonları yönünde karar verilmesi, durumu henüz yasal hale getirmemektedir. Eğer başka kurumlar bunu daha önce yetkin biçimde yapıyorlarsa ve/veya bu yeni yön, kurumun eskiden kalma işlevleriyle az ilgiliyse yahut hiç ilgili değilse bu tür projeler, tam tersine yanlış ya da hatalı olarak reddedilmelidir. Yakın zamanda mevcut ekstra derlemeler için, maaşlı personel (uygun özel etkilerle) hazır bulunduramayan kurumlar, muhtemel bir devir işlemini benzer şekilde düşünmelidirler. Bir örnek vermek gerekirse bazı profesyonel elemana sahip olmayan kütüphanelerde yazılı belgeler, yıllarca hatta on yıllarca tozlu depolarda beklerken, aynı yerdeki arşivler, bu malzemelerin işlenmesi için personel ve uzmanlık açısından çok kez daha iyi donanıma sahiptirler. Nihayet dokümanların dağılması ya da personelin ve maddi olanakların eksikliği sonuçta kimseye yarar sağlamaz.

ÖZET
Yazar, öncelikle kütüphane ve müze malzemeleriyle bu malzemeleri barındıran kurumlar arasında var olan sınır tartışmalarının tarihsel sürecini ele alarak, bunların ne zaman ve kimler arasında başladığı ve nasıl sonuçlandığı üzerinde durmaktadır. Bu meslek grupları arasında var olan krizin nedenini, söz konusu kuruluşların geleneklerine ve teknolojik ilerlemeye bağlayan yazar, söz konusu meslek guruplarının mensuplarını, kendi içlerinde gelenekçiler ve modernistler olarak ikiye ayırmaktadır. Ayrıca yazar, ortak kullanılan dokümantasyon terminolojisinin gözden geçirilerek meslekî alanda revizyona gidilmesi gerektiğini düşünmektedir.
Makalede; arşiv, kütüphane ve müze malzemelerinin, hangi özelliklerinden dolayı bu kurumlardan birisine ait olabilecekleri vurgulandıktan sonra arşiv, kütüphane ve müzelerin benzeyen faaliyet yönleri ve ayrıldıkları noktalar, iki genel görüşle ifade edilmiş ve bu görüşlere dayanılarak da aşağıdaki konular belirlenmiştir:



[*] Makale tercüme edilirken büyük çoğunlukla yazarın anlatımına bağlı kalınmıştır. Ancak, metin içerisinde oldukça sık geçen ( ) ve - - içerisindeki anlatımlar, akışı kestiği düşüncesiyle çoğu durumlarda uygun şekilde cümle içerisine eklenmiş, ender durumlarda da bu işaretlerin içerisindeki anlatımların atılmaları tercih edilmiştir. Yine çok nadir durumlarda bu anlatımların oldukları gibi bırakılmaları yoluna gidilmiştir (ç.n.).
[**] Araştırma Görevlisi, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Arşivcilik Bölümü.
[1] Angelika Menne-Haritz, Schlüsselbegriffe der Archivterminologies, Marburg. 1992 s. 13-14.
[2] B. C. Bloomfield, “Arşivler ve Kütüphaneler Arasındaki İlişkiler”, Arşiv Araştırmaları Dergisi, ter. Rıfat Günalan, sayı 1, İstanbul 1999, s. 91
[3] Bekir Kemal Ataman, Arşivcilik Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1995, 29., 203. ve 491. Maddeler.
[4] Menne-Haritz, a.g.e., s. 74-75, 78.
[5] Menne-Haritz, a.g.e., s. 76-77.
[6] T. R. Schellenberg, Arşiv İdaresi, Çev. Neclâ İlemin: DAGM, Ankara 1993, s. 62-64,105.
[7] Menne-Haritz, a.g.e., s. 80-81.
[8] Menne-Haritz, a.g.e., s. 82-83.
[9] Angelika Menne-Haritz, Schlüsselbegriffe der Archivwissenschaft, gözden geçirilmiş ikinci baskı, Marburg: 1999, s. 106-107.
[10] Örneğin Bochum’daki Alman Maden Müzesi, Marbach’daki Alman Literatür Arşivi, değişik şahıs müzeleri veya parti arşivleri.
[11] Rupert Hacker, “Literaturversorgung, nicht Informationsvermittlung als Hauptaufgabe der Bibliotheken”, Bibliotheksdienst, 22/8 (1988), s. 717-728; Walther Umstätter, “Die Hauptaufgabe der Bibliotheken”, Bibliothaksdienst, 22/10 (1988), s. 1028-1032; Lorenz Fichtel, “Informationsvermittlung oder Literaturvermittlung”, Bibliotheksdienst, 22/11 (1988), s. 1124-1126.
[12] Bibliothekswissenschaft: Versuch einer Begriffsbestimmung, Köln 1970; Bibliothekswissenschaft als spezielle Informationswissenschaft, Frankfurt 1986.
[13] Eckhart G. Franz, “Archive, Bibliotheken, Museen”, Der Archivar, sayı 31 (1978), sütun 26.
[14] Bu fikir silsilesinin ayrıntılı bir açıklaması monografi olarak yayınlanacaktır. (Holm A. Leonhardt, Archiv, Bibliothek und Museen: Spezifische Dokumentationsfunktionen im Verhältnis zum Dokumentationsgut (yaklaşık 150 sayfa). Diğer metin ise Köln’de Kütüphanecilik ve Dokümantasyon Yüksek Okulu’nda bitirme tezi olarak takdim edilmiştir (Der Abgrenzungsstreit zwischen Archivaren und Bibliothekaren in Deutschland sowie die Unterscheidung von Archiv und Bibliothek aus der Sicht der modernen Sozialwissenschaft).
[15] Bu görüşün šnde gelen temsilcisi Ingo Rösler”dir. Adı geen yazarın “Archivmitteilung”daki yazılarıyla karşılaştırınız: “Die Dokumentationsbereiche Archiv, Bibliothek und Museum”, 21 (1971), s. 128-132 ve “Historisches Prinzip und/oder Provenienprinzip?”, 30 (1980), s. 223-226.
[16] Herald Müller, Rechtsprobleme bei Nachlassen in Bibliotheken und Archiven, Hamburg 1983, s. 11.
[17] Heinrich O. Meisner, “Privatarchivalien und Privatarchive”, Archivalische Zeitschrift, sayı 55 (1959), s. 127.
[18] Arşivlerdeki ve müzelerdeki hizmet kütüphaneleri ve kütüphanelerdeki ve müzelerdeki mevcut eski kayıtlar, sadece operasyonel amaçlara hizmet ediyorlarsa, bu materyal sınırlamasının dışında tutulurlar.
[19] Wolfgang Blöβ-Hartmut Ross, “Zur Bestimmung des Archivgutbegriffs”, Archivmitteilungen, 22 (1972), s. 141.
[20] Örneğin 19. yüzyılın sosyal-politik kayıtları, 18. yüzyılın basılı literatürü veya dinsizlerin ve şeytana tapanların tapınma nesneleri.
[21] Burada dokümanları edinme biçimleri ikincil durumdadır. Bu nedenle arşivlik dokümantasyon malzemesinin bütünü için, arşiv malzemesi kavramı kullanılmalıdır. Bu, “kabul malzemesi” ve “toplama malzemesi” içinde sınıflandırılabilir.
[22] Özellikle arşivciler tarafından kabul edilebilen ayırma tasarımı (kayıt malzemesi, kayıt malzemesi olmayan) ve kütüphaneciler tarafından ileri sürülen ayırım çizgisi arasında (edebi, eski olmayan ticarî-hukuksal metinler) sayısız aykırılık bulunmaktadır.

Go to page: Introduction | Previous Issue | Contents of 2000 | Next Issue |
Go to menu: Home | Profession | Organizations | Archimedia | BBS | JAS | BKA | Map


This page was created in November 2000 and was last modified on by Bekir Kemal Ataman, webadmin '*at*' archimac.org. It is located at http://www.archimac.org.