Kütüphane malzemesi nedir, arşiv ve müze malzemesi nedir?
Dokümantasyon Malzemesinin ve Kurumlarının Sınıflandırılması Hakkında Bir Deneme
What is library, archive and museum material? An attempt to classify documentation materials and institutions
[*]
Holm A. Leonhardt / Çev. İshak Keskin[**]
1989 yılında Alman “Der Archivar” dergisinde; “Was ist Bibliotheks-, was Archiv- und Museumsgut ?”,
Der Archivar,42/2 (1989), s. 213-224, künyesiyle yayınlanmış olan makale; arşiv, kütüphane
ve müze malzemelerinin farklılığının ve fonksiyonlarının ele alındığı bir
çalışmadır. Daha ileride bu üç branş sahalarıyla birlikte dokümantasyonu da
içine alan geniş bir çalışma tarafımızdan yapılacaktır. Ancak şimdilik çevirisi
yapılmış bu yazıya dair kısa bir değerlendirme yapmayı uygun görüyoruz.
Yapılan
çevirinin daha iyi anlaşılabilmesi için bu kısa değerlendirmeye arşivciliği bir
meslek haline getiren temel iki terimin, evrak ve arşiv terimlerinin
tanımlanmalarıyla başlamak istiyoruz. Zira terminolojiler, bir mesleğin
mensuplarının ortak dili olup, mesleğin diğer mesleklerle bir anlamda farkını
ortaya koyan, onları diğer mesleklerden ayıran kavramlar topluluğudur.
Kavramlar, düşünceyi şekillendirirler. Böylelikle belirsiz durumdaki bir olgu,
net ve tek anlamlı ortak bir ‘dil’in yardımıyla
kavramlaştırılabilir. Meslekî terminolojiler; ilgili oldukları sahaya
tartışılmaz bir bakış açısı sunmakla birlikte bir branşla ilgili problemlerin
ortak veya uyuşma ilkelerini ve uzun yıllar üzerinde durulmuş olan meslekle
ilgili tartışma konularını da ortaya koyarlar
[1].
Öteden
beri bilindiği üzere arşivler, kütüphanelere göre daha eski bir tarihî
kökene sahip kurumlardır
[2].
Ne var ki eski dönemde arşiv kavramı daha çok devlete aidiyeti veya
resmîliği ifade etmektedir. Günümüzde ise bu resmîlik anlayışı
aşılmıştır. Evrak; bir kuruluş, kurum, örgütlenme veya bir işin yapılması
sırasında yaratılan, teslim alınan, işlenen veya saklanan, biçimi veya üzerinde
bulunduğu ortam ne olursa olsun, kayıtlı bilgi veya belgelerdir. Evrakın
değerlendirmeden sonra süresiz olarak saklanması gerektiğine karar
verilenlerine arşiv malzemesi, bunların yarı güncel aşamada olanlarına ise
arşivlik malzeme denir. Arşiv ise, üzerinde kayıtlı olduğu bilgi ne olursa
olsun arşivlik değer nedeniyle üretilmelerinden sorumlu kişilerce, kendi
kullanımları için, bunların işlevsel haleflerince veya arşivler tarafından,
alınarak veya alınmadan saklanan, güncel olmayan belge veya bilgilerin
saklandığı mekanlardır
[3]
Dolayısıyla kesin şekilde dikkati çeken şudur ki, başlangıçta resmîliği
ve resmî kurumları kapsayan arşiv ve evrak kavramı, şimdilerde
güncelliğini yitirmiş ve üzerinde bilgi kayıtlı her türlü ortamı barındıran
kavramlar olarak karşımıza çıkmışlardır.
Arşivlerde
kullanıcılar, her şeyden önce, açıklığı yani kendi değerlendirmeleri için,
erişilebilir kaynaklar istemekte ve bir araya getirilmiş enformasyondan
kendileri için yarar sağlama düşüncesindedirler
[4].
Arşivler, başka bir gaye için oluşturulan, ancak arşivleme ile ortaya
çıkartılan belgeleri hafıza kaybına karşı bir tedbir olmak üzere edinirler,
onlara arşiv malzemesi niteliğini kazandırırlar ve onlardan yararlanmayı
sağlarlar. Arşivler gibi bir aracı rolü üstlenen kütüphaneler, buna karşın,
okuyucularının konuları doğrultusunda kullanılabilir tüm yayınları mümkün
mertebe hazır tutmayı kendilerine hedef edinmişlerdir. Böylelikle literatürün
kullanımını kolaylaştırırlar. Ancak literatürün kullanım amacını
değiştirmezler. Gerek derledikleri ve gerekse satın alarak edindikleri
yayınları kataloglayarak kullanıma hazır hale getirirler, ki bu şekilde yayının
basım amacının yerine getirilmesine daha doğrusu mümkün olan en büyük okuyucu
kitlesine ulaşsınlar. Kullanıcılar, eserden ödünç sistemiyle yararlanırlar.
Malzemeler sağlanırken, kullanıcı kitlesinin ihtiyaçları göz önünde
bulundurulur. Burada; işin türü, malzemeye ulaşım yöntemi, materyalden beklenen
yarar ve kurumsal amaç, söz konusu iki kurum arasındaki kurumsal farklılığı
belirler.
Arşiv
ve kütüphaneler arasındaki çalışma metotlarının farkı da şöyledir: Arşivler,
yetki sahalarındaki belgeleri değerlendirdikten sonra belgeleme ve enformasyon
için erişimi serbest bırakırlar. Yararlanmanın daha kolay yapılabilmesi için,
indekslerle dokümanter erişim de sağlanabilir. Bu hiçbir şekilde arşivcilik
prensiplerine bir halel getirmez, aksine sistemden yararlanma düzeyini
yükseltir. Kütüphaneler ise, yayınları tam anlamıyla kullanıcı kitlesi için
hazır bulundurur ve bu yayınları bütün olarak sunmaya çalışır. Kitaplar,
kataloglama esnasında yerlerini değiştirebilirler, ancak arşivlenen idarî
belgeler gibi fonksiyonlarını ve kullanım amaçlarını değiştirmezler. Daha
doğrusu kitaplar, her kurumda benzer ihtiyaçlar ve amaçları doğrultusunda
bulundurulurlar
[5].
Arşiv
ve kütüphane malzemeleri arasındaki farklılığa gelince bunu da kısaca şöyle
tanımlayabiliriz
[6]:
- Arşiv
belgeleri, şekilsel ve fiziksel olarak çeşitlidir. Belgelerin aktif
dönemlerinde korunma yöntemleri farklı olup, arşivlere girişleri; tek, küçük
gruplar, düzenli veya düzensiz malzeme yığınları şeklindedir. Bunlar, arşivler
tarafından genelde devralınırlar, bazen de satın alınarak ve bağış
yöntemleriyle kabul edilirler. Kütüphanecilikte en yaygın sağlama yöntemi satın
almadır. Bağış ve derleme yoluyla da kütüphane malzemesinin sağlanması mümkündür.
- Arşiv
belgeleri, fiziksel açıdan yayınlardan çok daha karmaşık bir yapıya
sahiptirler. Yayınlar, basıldıkları sırada birtakım özelliklere sahiptirler.
Belgeler, yazar adı, kitap adı, yayın yeri ve tarihi ile belirlenemez. Yine
belgelerin konuları bir başlıktan, içindekiler tablosundan, indeksten ve
benzeri yerden alınan bilgilerle tanımlanamaz. Ancak yeni belge türleri
(görsel-işitsel) için, indeksleme sistemi uygulanabilir. Erişim amacıyla
hazırlanan dokümanter bir sistemin ilavesi, belgeler için uygulanmış olan
provenans sistemini veya zaten buna uygun şekilde düzenlenmiş olan belgelerin
durumunu etkilemez. Belgelerde başlıklar var ise, bu, genelde sonradan belgenin
tümü ve konusu incelendikten sonra verilmiştir.
- Arşiv
belgeleri, bir faaliyetin parçası olmalarından dolayı tek değil gruplar halinde
bulunurlar ve bu halleriyle bir anlama sahip olurlar. Oysa yayınların her biri
diğerinden bağımsız olarak değerlendirilir. Kütüphane malzemesi için söz konusu
olan birimlere ve konulara göre sınıflandırma yöntemi, muhteva ile ilgili
farklılıklar sebebiyle belgelere uygulanamaz. Organik malzemeler, toplu olarak
ve fonksiyona göre tanımlanmalıdır.
- Arşiv
belgeleri, önce faaliyet sonra konu bakımından, yayınlar ise, önce konu sonra
faaliyet açısından önem taşırlar. Belgeler, ilgili konu alanlarına göre değil
belirli fonksiyonları, faaliyetleri veya işlevleri yapmak için meydana
gelirler, birikirler. Belgeler, eğer belli konularda ise, bu konular faaliyetin
hedeflerini teşkil ederler.
- Arşiv
belgeleri, oluşumları gereği başlıca belli tür faaliyetlere yönelik konuları
içerdiğinden, yayınlara göre daha dar konu dağılımına sahiptirler. Bu bakımdan
belgeler heterojen, yayınlar ise homojendir.
- Arşiv
belgeleri, tek nüsha olduklarından tesadüf edilecek yerler de yine onları
oluşturan kurumlardır, buna karşın yayınlar birçok kütüphanelerde
bulunabilirler.
- Yazılı
belgelerin kullanılışı yayınlar kadar yaygın değildir. Ancak yazılı belgeler,
yayınların hazırlanışı sırasında kullanılan kaynaklar niteliğindedirler.
Bütün
bunlardan hareketle bu iki tür arasında; belgeler, araştırmalarda işlenmesi
gereken bir hammadde, yayınlar ise son üretimi temsil etmektedirler şeklinde
bir benzetme yapılabilir.
Arşiv
ve müze arasındaki farka gelince; arşiv malzemesi, ziyaretçinin amacına yönelik
tarama yöntemiyle bulunur
[7].
Tarama yöntemi, daha fazla ip uçlarına ve tecrübelere dayanır. Yeni belge
grupları için, bu tarama yöntemi indekslerle daha da kolaylaştırılabilir.
Buralardan edinilen enformasyon, yoruma muhtaçtır. Ne var ki yorum da kişisel
bir çıkarımı gerektirmektedir. Kişisel yorumlar ise hiçbir zaman aslın yerini
almaz. Ziyaretçinin amacı, belirli bir soruya veya bir konuya otantik bir cevap
aramaktır. Müzeler veya sergiler, ziyaretçi için teşhir edilen nesnenin, daha
çok bir camekan içinde sunulmasına arabuluculuk ederler. Bir rehberin
konuşmasıyla birlikte kişisel çağrışımın nesne üzerinde odaklaşması sağlanır.
Ziyaretçiye yazılı formda verilecek herhangi bir bilgi, kişisel kanıları
düzeltebilir ve bu nedenle ziyaretçiler üzerindeki etkinin derinleşmesi
sağlanabilir. Teşhir olmaksızın yapılan bir nesne tanımı, kişisel bilgiler
doğrultusunda şekillenir. Ancak bir müze ziyaretini gerektiren sebep, merak ve
kişisel amaca yönelik bilme arzusuna dayanır. Bundan beklenen ise, yeni
deneyimler edinmek ve tamamen öğrenmektir. Zamanı daha anlamlı ve hoş geçirmek
de bu tür bir ziyaretin bir yan fonksiyonudur.
Arşiv
ve müze arasındaki malzeme farklılığı da şu şekildedir: Arşivlik malzemenin
niteliği ve düzenlenişi üretildiği kurumun yetki sahası ve devir metotlarıyla
ilgilidir. Devralma ile koleksiyonlar genişler ve bu malzemeler üzerinde
arşivcilik metotları uygulanır. Belgelerin oluşum ilişkisi anlayışı, arşivsel
işleme için ne bir yorum, ne de belgelerdeki enformasyonun düzenlenmesi için
bir varsayımdır. Bugünkü kurumsal açıklık ilkesi devam ettiği sürece ilerideki
kullanımlar için de belgeler oluşacak ve varolacaklardır. Müzeler,
malzemelerini doğa bilimsel veya sanat tarihsel deneyimlerin sistematik
sunumunun mümkün kılındığı toplama konseptine göre genişletir. Bu durum, çağdaş
yapıtlar için söz konusudur. Müzeler, az veya çok, tesadüfen devralınan ve bir
araya getirilen nesnelerden, birlikte teşhiri gerçekleştirilen tek parçalar
olarak oluşurlar
[8].
Klasik
arşivlerin temelini oluşturan yazılı malzeme, bir faaliyetin ve amaca yönelik
hareketlerin ürünü olarak organizasyonlarda oluşur
[9].
Belgeler, görevlerin aktüel olarak yapılması için kararların benimsenmesine
ihtiyaç duymaktadır. Dosyalar, bazen kompleks bazen de basit bir faaliyetin
ürünü olan belgelerden oluşurlar. Temelde enformasyonun oluşumu, tek başına
karar almayı içerecek şekilde dört bölümden teşekkül eder. Problemin veya
yapılması düşünülen faaliyetin konumu ve gelişmesi, buna karşı çözüm üretme ve
karar alma.
- Faaliyetin
çözümü, bir problemi ortaya koyan ve bir tepkiyi gerektiren detaylı yazıları
gerektirir. Bu yazı üzerinde yapılacak onama niteliğindeki her işlem,
sorumluluğun kabulü anlamına gelir ve bu işlemi yürütecek bir elemanı gerekli
kılar.
- Problemi
ayrıntılı şekilde açıklayan edinilmiş enformasyon ile yazı tamamlanır.
- Aynı
görev sahasında yetkili hazırlayıcı, işin aşamalarını belirler ve süreç böylece
yürütülür. Yararlanmanın her noktası ve seviyesi, başarıyı ortaya koyar ve
sonradan ilgili faaliyetin tarzı ve ele alınış sırasını belirler, aynı konudaki
yönlendirmeyi kolaylaştırır.
- Nihayet
karar alma işlemi, cevap olarak aslî yazıların göndericisine bildirilen
bir çözümün formüle edilmesiyle bitirilir. Orijinali dosyada kalmak kaydıyla
oluşan enformasyondan yararlanılabilir ve cevabın kopyası alınabilir.
Yazılı
malzemenin bu ideal tipi, görünüşü, tek anlamlı yetki yapısı, konusu, iş bölümü
ve şeffaf yönetimin çalışma araçları olarak belgelerin fonksiyonlarını
belirlerler.
Nihayet
bu kurumların sahip oldukları varlıklar; bu kurum mensuplarının ayrı şekilde
eğitilmelerini zorunlu kılmaktadır. Zira kurumsal eğitim, bir mesleğin diğer
mesleklerle olan farkını ortaya koymakta, yetiştirdiği meslek mensuplarıyla
mesleği kamuoyuna tanıtmakta, dolayısıyla meslekî bir branş
potansiyelinin oluşmasını sağlamaktadır. Böylelikle mesleki eğitim arşiv,
kütüphane veya müze malzemesinin tanımını net şekilde ortaya koymaktadır. Daha
kısa bir ifadeyle malzemelerin farklılığı ve ayrı şekilde değerlendirilme
zorunlulukları, bilimsel meslekî eğitimi şekillendirmektedir. Bunun da
ötesinde bilgi içerikli malzeme, yukarıda belirtilen farklılıklardan dolayı
sahaya özgü bilimsel meslekî eğitimi şekillendirmektedir. Bilgisayar
eğitiminin malzemeye bakış açısıyla şekillendirilmesi buna bir örnek olarak
gösterilebilir. Her kurum dolayısıyla kurumun mensupları, temel bilgisayar
teknikleri konusunda bilgi sahibi olmak durumundadır. Bu noktada dersler ortak
yapılabilir. Ancak malzemenin türü ve yapısı; bilgisayar üzerinde bu
malzemelerin işlenmesini ve kullanıma sunulmasını etkileyeceğinden, meslek
mensuplarına bilgisayar üzerinde branşla ilgili malzemenin işlenişine dair
yöntemleri veren esaslı bir meslekî bilgisayar eğitimini zorunlu
kılacaktır. Bu ve buna benzer örneklerin çoğaltılması mümkündür. Bu da şunu
göstermektedir ki, birbirine yakın hatta bazen birbirinin içinde olduğu bazı
akademisyenlerce düşünülen bu bilim dalları; farklı birer saha olarak hümaniter
bilimler içindeki yerlerini almışlardır. Dolayısıyla her disiplin kendine has
bir bilimsel meslekî eğitim programını ve sistemini artık tanımlamak
zorundadır. Bu nedenle söz konusu kurumlar, sahaya özgü eğitim kurumlarına
ihtiyaç duymaktadırlar. Bu kurumlar arasındaki akademik eğitim ilişkisi de,
temel bazı bilgileri içeren ortak birtakım derslerle sınırlı kalmak
durumundadır. Burada şunu belirtmek gerekmektedir ki, topluma karşı aracı
rolünü üstlenen bilgi kurumları arasındaki akademik eğitim ilişkinin nasıl
olması gerektiği konusu gerçekten önemlidir. Bu ilişkinin klasik köy komşuluk
ilişkisi şeklinde mi, yoksa kent-komşuluk ilişkisi şeklinde mi olacağı yine bu
mesleğin mensupları tarafından kararlaştırılmalıdır. Kişisel dileğimiz ise, bu
ilişkinin köy komşuluk ilişkisi şeklinde olmasıdır.
(Çevirmenin notu)
Arşiv,
kütüphane ve müze malzemelerinin sınırı konusu, 1920’den 1950’ye
değin, kütüphaneciler, arşivciler ve tabi ki az sayıda olmak üzere müzeciler
arasında karşıt görüşler de öne sürülerek hararetle tartışıldı. Halbuki bugün
neredeyse tarihî sayılabilecek bu sınır tartışmasının, meslek gruplarımız
arasında dokümantasyon malzemesinin (özellikle miras olarak kalan malzemenin)
belli türleri üzerindeki önemsiz rekabeti geniş ölçüde yatıştırdığı
görülmektedir. Ancak meslek guruplarımızın bu çözümü, meslekte etkin ve aktif
olmayan meslek mensuplarının huzurunu bozacak şekilde gelişmiştir. Meslek
guruplarımızın eskiden kalma tartışma konuları giderek ortadan kalkarken,
dokümantasyon malzemesi üzerindeki rekabet, örneğin parti arşivleri ile devlet
arşivleri veya güzel sanatlar müzesi ile zengin derleyiciler arasındaki rekabet
gibi, yeni çelişme çizgisini doğurmuştur. Bununla birlikte genel olarak arşiv,
kütüphane ve müze sahaları arasında sınır tartışmasını gereksiz kılan belirgin
bir uyum da ortaya çıkmıştır: İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra daha
belirgin olarak ortaya çıkan, sadece kendi konusunda kabul ettiği kitapları,
dosyaları, eski/tarihî belgeleri ve özel konuları ihtiva eden eserlere
sahip olan özel dokümantasyon kuruluşları bunu çok açık şekilde göstermektedir
[10].
Eğer
arşivcilik, kütüphanecilik ve müzecilik kurumları, hissedilir bir kimlik
kriziyle ve uygulayıcılarının meslek anlayışlarında gizlice gelişen kuşkuyla
yürümeselerdi, arşivciler, kütüphaneciler ve müzeciler arasında önceleri
sıkıntıya neden olan ilişkinin yumuşaması son derece sevindirici boyutta
olacaktı. Şöyle ki:
- Bu
üç meslek anlayışının hepsinde ileriye yönelik hedef belirleyen modernistlerle,
koruma ve bu gelişmeyi yavaşlatma eğilimindeki gelenekçiler arasında görülen
bir çelişki vardır. Bu fraksiyonlar arasındaki başlıca anlaşmazlık konuları;
elektronik veri işleme (elektronische Datenverarbeitung- EDV) gibi modern
organizasyon araçlarının girişlerini, yeni derleme görevlerini ve topluma karşı
aracı rolünün üstlenilmesini içermektedir.
- Özellikle
kütüphaneciler ve arşivciler, şimdiye kadar nispeten yeni olan
“dokümantasyon ve enformasyon” alanındaki ilişkilerini, yeterli
derecede açıklığa kavuşturamadılar. Örneğin daha kısa bir süre önce,
kütüphaneciler arasında geleneksel meslekî görevlerine dahil olan bilgi
bankası taramasının konumsal değeri yoğun şekilde tartışıldı
[11].
Buna karşın arşivciler, 1959’da basın, radyo ve film arşivleri
birimlerinin kurulmasıyla birlikte meslek federasyonlarını çoğunlukla
“belgesel” faaliyetleri icra eden meşguliyetler için kurdular. Bu
bakımdan bir “medya arşivi/arşivcisi” kavramı, bir
“arşiv/arşivci”nin klasik anlayışıyla çatışmaktadır.
- Kütüphane
kuramını bir uygulamalı bilim olarak yerleştirmek ve temellendirmek için son
yirmi yıldır yapılan tüm denemeler, kütüphanecilerin ümitsiz bir temel zemin
tartışmasında saplanıp kalmıştır
[12].
Arşiv ve müze kuramlarına gelince; çok net olmamakla beraber onların durumları
biraz daha iyidir.
- Arşivler
yasal olarak derleme hakkına sahip olduğundan beri (en geç savaş sonrası
dönemden itibaren), arşiv terminolojisinde giderilmemiş bir paradoks oluşmuş;
işlemi bitirilmiş belgeler “arşiv malzemesi” şeklinde
adlandırılabilirken, aynı zamanda oluşan fakat (vaktiyle önemsenmeyen)
“arşivlik derleme malzemesi”ne tarihsel belge olarak bundan az
olmayan yüksek bir değer hakkı tanınmıştır.
- Arşiv,
kütüphane ve müze amaçlarıyla ortaya çıkan kompleks kuruluşlar, ilgili
dokümantasyon kuramları çerçevesinde düzenli olarak ihmal edilmişler ve bunun
yanı sıra da bu kuruluşların tatmin edici analizleri yapılamamıştır
.
Gerçekten
arşiv, kütüphane ve müze kurumlarının tatmin edici analizlerinin
yapılabilmesinin koşulu, daha büyük dokümantasyon sahası çerçevesinde yer alan
ilişkilerinin kapsamlı ve esaslı bir şekilde aydınlatılmasından geçmektedir.
- 1978’de
arşiv, kütüphane ve müze sahaları arasında malzeme ve görev ölçüsünün çoğu
zaman birbirlerinden ayrılamayacağı kesişme alanları, bir tartışma platformu
çerçevesinde arşivciliğin, kütüphaneciliğin ve müzeciliğin ileri gelen
temsilcileri tarafından bir ağızdan açıklanmıştır
[13].
Burada meslek alanının net bir sınırlamasından
ferâgat
edilmek suretiyle,
arşivciler,
kütüphaneciler ve müzeciler arasındaki eski meslek ayırımlarının ortadan
kaldırıldığı izlenimi verilmiştir.
- Yeni
ders kitaplarında veya konuya ilişkin yazılarda arşiv, kütüphane ve müzelerin
yahut arşiv, kütüphane ve müze malzemesinin rastlanılan tanımlamaları, çok defa
bu birincil tanımları, özellikle şimdi kurumsal malzemenin kurumsal amacı veya
tam aksine kurumsal amacın kurumsal malzemeyi tesis edip etmediğini, artık
göstermemektedir. Striedinger, Sass veya Dieck’in, Meissner, Hoffmann
veya Barth’ın eski açık materyal yönetimi sınırlandırma teorileri, her
bakımdan daha açıktı; fakat bu teoriler ilgili meslek kolunun ötesinde bir
uzlaşma da sağlayamamıştır.
Meslek
anlayışımızdaki bu krizin nedeni; açıkça meslek grupları geleneklerimizin karşı
önlem alamadan hızla ilerleyen teknik-toplumsal gelişmede ve bundan dolayı
yeniliklerle çelişki içinde bulunmasında yatmaktadır. Arşiv, kütüphane ve müze
sahaları arasındaki sınırı kesin şekilde gösterebilme olanaksızlığı, şüphesiz
meslekî rolümüzün özüyle ilişkilidir. Biz, -arşivcilikle,
kütüphanecilikle ve müzecilikle ilişkili alanlar giderek daha geriye gittiği
sırada-, modern belge teknolojisi yardımıyla her bir materyali edinen, yöneten
ve bu materyali kullandıran çok işlevli belge bilimcilerinin ortaya çıkışıyla
mı karşı karşıyız?
Yazar
bu görüşte değildir. Bununla birlikte, müşterek “dokümantasyon”
terminolojimizin gözden geçirilerek, meslek anlayışlarımızda gerekli revizyona
gidilmesi gerektiği düşüncesindedir. Öyleyse arşiv, kütüphane ve müze daha
doğrusu bunlarla ilişkili malzemeler gibi temel kavramlar, meslek gruplarımızın
tüm sahaları için açık ve inandırıcı şekilde tanımlanmış olmalıdır. Şüphesiz
buna ihtiyaç vardır ve öyle görünüyor ki, arşiv, kütüphane ve müze malzemeleri
arasındaki farkları belirleyen kuramların tarihi ile ilgilenmek gerekmektedir.
Bu da kabaca işlevselci örgütsel ve teorik bir yaklaşım temel alınarak
yapılacaktır. Bu yaklaşım, 70’li yıllarda eleştirici DDR Arşivcileri
(Deutsche Demokratische Republik- Demokratik Almanya Cumhuriyeti) tarafından
gösterilmiş
[14]
ve batıda tecrübe dahi edilmeden ört bas edilmiştir
[15].
Arşivler,
kütüphaneler ve müzeler, belge derlemede, korumada, işlemede ve kullanıma
sunmada müşterek hareket etmektedirler. Onlar genel olarak toplumsal belgeleme
fonksiyonuna hizmet ederler, bir araya getirilmiş belge bilimi sahasını
oluştururlar. Fakat buna karşın sözü geçen kurumları birbirinden ayıran iş, bu
kadar kolay anlaşılamamaktadır; bu konuda, çeşitli tezler altında da olsa,
genel olarak biri belgelerin farklılığı ile olan alakasını ortaya koyan, diğeri
de spesifik belge fonksiyonlarına dayanan iki temel görüş rekabet etmektedir.
1.Tez:
Aslında arşiv, kütüphane ve müze malzemesi yoktur.
“Arşivler,
kütüphane malzemesine karşılık olarak arşiv malzemesi şeklinde adlandırılan ve
bu kurumlarda korunan belgeler vasıtasıyla fiilî olarak tamamen
kütüphanelerden ayrılmaktadır. Arşiv ve kütüphanenin ayrılması ile
alâkalı çoğu teoriler de bu esaslı kriterle bağlantılıdır”
[16].
“Geçmişten
kalan belgeler arşivsel dokümantasyon yerlerinde bulunmuyorlarsa bile,
kütüphane ve müze malzemesine dönüşmezler. Aynı şekilde etrafa dağılmış
durumdaki orijinal belgeler ve dosyalar da bu yüzden değerlerinden ve
özelliklerinden (doğallıklarından) bir şey kaybetmezler”
[17].
Yukarıdaki
alıntılar (bir arşivcinin olduğu gibi bir kütüphanecinin), dokümantasyon
sahaları arasındaki geleneksel tefrik teorilerinin malzemeye olan
bağlılıklarını çok açık bir şekilde nitelemektedir. Birincisi onu arşiv,
kütüphane ve müze malzemesi yapan objektif özelliklere sahip dokümantasyon
malzemesidir. Buna karşın ikincisi dokümantasyon kurumlarıdır. Öyle ki özel
malzeme türleri, korunma ve yaygınlaştırma yerleri olarak arşiv, kütüphane ve
müze kurumlarında kayıtsız şartsız tanımlanırlar. Bu malzeme türleri de söz
konusu kurumların karakterlerini belirler
[18].
Daha yeni tanımlamalar, belirtilen kurumların fonksiyonları üzerinde daha
esaslı durmakta ve malzeme önceliğini kesin şekilde göz önünde
bulundurmamaktadır; dokümantasyon malzemesi ve dokümantasyon fonksiyonu
ilişkisi sorusu bu yeni tanımlarla belirsiz durumdadır, kategori temelleri ise
sağlam görünmemektedir.
Tasvir
edilen dokümantasyon malzemesi önceliği görüşü, meslek hayatımızda büsbütün
hüküm sürdüğü halde, yazara, gündelik anlayışa çok fazla bağlı olduğu
izlenimini vermektedir. Bu görüş, belli bir meslekî dar bakışın
göstergesi olamaz mı? Özellikle gündelik hayatta bir belge tipiyle ilişki
içinde olmak, malzemelere olan eleştirel mesafeyi kısaltmaz mı? Bunun sonucunda
da arşiv, kütüphane ve müze işinin amacı, icra edilen işin nesnelerine
yansıtılmaktadır. Bunlar da davranışı belirlemektedir. Muhtemelen burada,
kompleks ilişkinin basitleştirilmesini isteyen insanla birlikte, gündelik
düşünce eğilimi etkili olmaktadır.
Böylece
tasvir edilen malzeme odaklılıktan kurtulursak, arşivlik, kütüphanelik veya
müzelik değeri görülen ve satın alınan nesnelerin, zamansal, kültürel, kurumsal
ve nihayet kişisel olarak bağımlılıkları olduğunu kolayca görürüz. Her
defasında dokümantasyon malzemesine atfedilen dokümantasyon değeri, burada
başlıca merkezî öneme sahiptir. Fakat değer nasıl oluşur (tespit edilir).
“Değerin tespit edilebilmesi için, nesnenin niteliksel vasfı, onun değer
olanağı ve kullanıcının ilgisi, gereksinimleri ve hedefleri kesişmelidir”
[19].
Yani her şeyden önce insan, sözü geçen özne olarak değişkendir. İnsanın
özellikle ‘meslekî’ ilgisi, gereksinimleri, hedefleri ve
amaçları yoğun toplumsal belirlemelere ve kurallara dayandığı için, insan
tarafından saptanan bir nesnenin belgesel değeri, ait olduğu çağda, ait olduğu
kültür çevresinde arşiv, kütüphane ve müze kurumlarına hizmet eden (öznel
şekilde sağlanmış olan) toplumsal dokümantasyon amaçlarına atfedilir. Bugün
değerli bir hazine rolü oynayan ne kadar çok kitap, dosya ve anlatım nesnesi
erken dönemlerde toplanmaya değer görülmüştür
[20].
Toplumsal gelişme, tam aksine olarak belli türdeki dokümantasyon malzemesinin
belli türünün farklı şekilde değerlendirilmesine neden olabilir. Örneğin
kütüphane alanında son yıllarda nadir kullanılan özellikle doğa bilimsel ve tıp
kökenli literatür hakkındaki tartışma, bunu açıkça göstermektedir.
2. Tez:
Kurumsal işlev, arşiv, kütüphane ve müze malzemesine nasıl bakılacağını (belli bir zamanda, belli bir yerde) belirler.
Arşiv,
kütüphane ve müze malzemesi, insandan ve belirli bir toplumsal gelişme
durumundan bağımsız malzemeyi oluşturanın/yazarın düşüncesine göre var olmaz.
Bu kavramların doğru kullanımı, ortaya çıkan toplumsal kurumların varlığını
kesin olarak gerektirir. Yani hiç kimse, insansız ortamda hiçbir yerde/hiçbir
zamanda bir kereye mahsus ortaya çıkartılan içe dönük madenleri veya fosilleri
esas itibariyle müze malzemesi olarak tanımlamamalıdır. Bu malzeme benzerliği,
bu türlerin kurumları olmadığından dolayı, ya gerçekten ya da potansiyel arşiv
veya kütüphane malzemesi olabilecek orijinal edebî-kitabî notlar ve
erken dönem kayıtları için geçerlidir. Çünkü, bir arşiv, bir kütüphane veya bir
müze, herhangi bir yerde bulunan kitaplar, imtiyaz nâmeler dolayısıyla
veya potansiyel teşhir nesnesi olarak kabul edilmek suretiyle var olmadılar;
aksine belirtilen bu kurumlar, benzer bir toplumsal amaca bağlı farz edildiler.
O halde arşiv, kütüphane ve müze malzemeleri, sadece malzeme kriterleriyle
değil, aksine toplumsal kurumlar olan arşivler, kütüphaneler ve müzeler, daha
ziyade zamandan, mekandan ve kültürden bağımsız sahip oldukları önem itibariyle
tanımlanırlar. Dokümantasyon sahasının ayrılması, esasen işlevlerin ayrılması
açısından olacaktır: Örneğin kütüphaneler, diyebiliriz ki, toplumsal önemi olan
enformasyon bilimsel ve kurumsal içeriklerinin korunmasına ve hazır
tutulmasına; müzeler, nesnel içerikli oluşumların anlatımına/canlandırılmasına
ve arşivler de hukuksal/tarihsel delil emniyetine hizmet etmektedirler.
Belgelerin kendisi –ne kadar değerli olurlarsa olsunlar- amaç için sadece
vasıtadırlar ve bununla birlikte spesifik dokümantasyon kurumları için tanım
olmaktan da uzaktırlar.
Buna
göre, arşivler, kütüphaneler ve müzeler çoğunlukla özel belgesel amaca en çok
hizmet eden malzemeleri mümkün olduğu kadar edineceklerdir. Söz konusu
kurumların hizmet alanları ve edinecekleri malzemeler ise şöyledir:
- Kütüphaneler,
gittikçe elektronik olarak depolanan (örneğin CD-ROM üzerinde) genellikle
basılı durumdaki bilgi ve eğitim içeriğinin hazır tutulmasına hizmet
etmektedirler. Burada fazla geçici veya tekil eğitim değeri en geniş anlamda
yazılı
(bu
kültürel kodlu olanlar demektir)
ve
çoğaltılmış durumdaki tüm malzemeler; kitaplar, dergiler, haritalar, notalar,
ses plakları ve oyunlardır.
- Arşivler,
tarih kanıtlarının korunmasına hizmet ederler. Bundan dolayı arşivlerin
öncelikli sahip oldukları nesneler, orijinal kaynaktırlar veya orijinal
nüshaların kaybedilmesi durumunda ikame kopyaları olarak asılların yerlerini
alırlar. Buna göre orijinal yazmalar, ticarî eski kayıtlar veya
şahsî el yazması materyalleri olup olmadıklarına göre, doğruyu ifade
etmeleri bakımından açıkça potansiyel arşiv malzemesi konumundadırlar
[21].
- Müzeler,
insanın nesneleri görselleştirme ihtiyacına hizmet ederler (bunların mutlaka
görsel olması da gerekmez). Nispeten nadir, etkili ve ifade gücü sunulan
konular, bu belgesel amaca daha ziyade uygundurlar.
Şimdi
bu fonksiyon tanımları, kime daha evrensel görünürse ona yardım edilebilir.
Böylece işlevlere bölerek kurum amacı belirlemelerinin daha keskin yapılması
zor olmayacaktır. Diğer taraftan bunlar, özel suretteki (alma, edinme, işleme,
hazırlama) genel dokümantasyon işlevinin bileşenlerini değiştirirler. Sonuç
itibariyle ilgili dokümantasyon sahasının işlevsel büyük bir modeline aynı
zamanda ulaşılır. Bu tür kurumsal sahaların işlevlerini de şöyle belirtebiliriz:
- Kütüphaneler
(bilimsel kütüphaneler, resmî kütüphanelerin konusal kitap sahaları),
kullanımla ilgili araştırmanın, eğitimin ve kurumun amaçları doğrultusunda
literatürü daha doğrusu medyayı bulundururlar. Bunun ötesinde özellikle
resmî kütüphaneler, basılı literatüre, görsel-işitsel medyaya, oyunlara
ve çoğaltılmış sanatlara kadar estetik vasıtasıyla hoş vakit geçirmenin,
sohbetin ve eğlencenin bağlantısı konumundadırlar. Bunlar da onların bir yan
fonksiyonu durumundadır. Medyanın daha ziyade pasif şekilde hazır tutulması
için, aktif bir danışma ve enformasyon hizmeti farklı ölçülerde buna eklenir.
Varlıklarını geniş kullanıma açan ve az çok büyük hacimdeki malzemelerini de
(eski ve hatalı durumda bulunan işe yaramaz nitelikteki malzemeyi) imha eden
kullanım kütüphaneleri ile her şeyden önce varlıklarını sonradan gelecek
kuşaklara aktarmaya uğraşan ve bunları düzenleyerek kullanıma hazır hale
getiren arşiv kütüphaneleri arasında medyaların korunması veya kullanımı ile
alakalı yönelim oranına kadar farklılıklar söz konusudur.
- Her
şeyden önce arşivler, tarihî hüviyete sahip belgeleri emniyet altına
alırlar; Kaynak materyallerin korunması, daima onların kullanımlarından daha
önce gelmektedir. Arşiv malzemelerinin yaygınlaştırılması, giderek farklı
yoğunluklarda bağımsız tarihsel kaynak taramasına ve edisyonuna doğru
gitmektedir. Belgelerin hakim olan sağlama yöntemi bakımından tarihî
arşivler, daha doğrusu özellikle her konuda yetkili (idarî) ara depolar
(devlet, şehir, kilise, kurum ve dernek arşivleri) ile her şeyden önce,
bağımsız ticari arşivler, bilimsel arşivler ve literatür arşivleri gibi tamamen
satın alarak malzeme toplayıcısı (koleksiyoncusu) durumundaki ihtisas arşivleri
arasında bir ayırım yapılabilir. Yani bu ihtisas arşivleri tarihî
belgeleri satabilirler, değiştirebilirler veya bu malzemeleri bağış olarak
kabul edebilirler.
- Müzelerin
temel fonksiyonu eğitim bilimseldir: Bu da doğa bilimsel, düşün bilimsel veya
toplumsal ilişkileri ortaya koyan nesnelerin sergilenmesi yoluyla anlatılması
demektir. Konusal olarak tespit edilmiş sergilerin ön koşulu ise belli bir
ölçüde bilimsel nesne bilgisi ve nesne araştırması gerektirmesidir. Teşhir ve
araştırma müzeleri arasında, iç düzenlemeyle veya belli bir temele sahip
araştırmayla alakalı eğilimin derecesine göre genellikle ayırıma gidilir.
İşlevi
önde tutan bakış açısına dayanarak “enformasyon ve dokümantasyon”
sahaları ile alakalı bir sınırlama da esasen başarıyla sonuçlanacaktır. Bu
noktada iki temel işlevden söz edilebilir:
- Düzenlemenin
veya enformasyonun somut bir dokümantasyon malzemesinden bağımsız
hazırlanmasıdır (örneğin, bibliyografyalar, bilgi bankaları, gazete kupürü
derleme). Bu fonksiyon, (koleksiyona bağlı olduğu için) özel olarak
arşivcilikle/kütüphanecilikle ilgili değil, aksine daha ziyade bir bilimsel
yardım çalışması ve bir yardımcı iş statüsündedir.
- Medyadan,
enformasyonun geri kazanımıdır. Bir araştırmacının sonuncu işlevi (eğer
kullanımı zor medya için bir kullanıcı hizmeti söz konusuysa), tamamen
kütüphanecilerin ve arşivcilerin meslekî görevleri arasında
sıralanmalıydı. Süre giden enformasyon görevi, buna karşın aynı şekilde yeni
bir bilimsel çalışma sahasına bağlanabilirdi.
3. Tez:
Belgeler, bir belge bilimi sahasının ötesinde de değer taşıyabilirler.
Belge
ve Bilgi Biliminin sahaları arasındaki geleneksel tefrik kuramlarının
tartışılmaz avantajı, materyal içeriği kriterlerine göre dokümantasyon
malzemesinin nispeten daha net şekilde ayrılmasıdır. Bu şekilde kayıt kalemine
bağlı olan ve bağlı olmayan yazılı metinlerin, yani edebî, ticarî
ve hukukî belgelerin ve yazılı olmayan konu nesnelerinin ayrılması
kolayca yapılabilir (bu noktada birkaç şüpheli durum olsa da). Ancak ilk
bakışta pratikte yakın gibi görünen şey, gerçekten bir zorluk olarak ortaya
çıkar. Konusal olarak tespit edilen tefrik teorileri, orta yolu bulamayacak
ölçüde
birbirlerine
zıttırlar
[22].
Bunlar, basitleştirilmiş ve bilimsellikten uzak uygulayıcı tasarımları olarak
izole edilmiş bakış açısıyla ve meslekî kullanım alanının darlığıyla
karşımıza çıkmaktadırlar.
Buna
karşın işlevsel tefrik kuramı çok daha etkin olurdu. Çünkü bu kuram, bir
belgenin sahaya özgü değerini belirler; yani arşivlik, kütüphanelik ve müzelik
değerini çok karmaşık bir “işlev analizi” çerçevesinde saptar.
Alanlara özgü böyle bir dokümantasyon malzemesi olmadığından dolayı, arşiv,
kütüphane ve müze malzemesi ayırımı temelde terk edilmektedir. Öyleyse, her bir
belge prensipte her üç belge fonksiyonu için, az veya çok belirlenmiş kullanım
olanağını göstermektedir. Kullanım olanaklarından hareketle belgelerin
işlevleri aşağıdaki gibi gösterilebilir:
- “Belli
bir konu çerçevesinde hazırlanmış olan” bir kitap veya bir dergi, bir
imtiyaz nâme veya notlar (derkenar) elbette çok önemli şeyler
anlatabilirler (müze işlevi).
- Bir
yazarın el yazmaları veya bir resmî dairenin eski dosyaları gibi orijinal
doküman ve sanat eseri ve binaların üzerindeki kitabeler vs. gibi malzemeler,
tamamıyla toplumsal açıdan önem arz eden eğitim ve bilimsel veriler
sunabilirler (kütüphane işlevi).
- Tarihî
binalar, sanatsal ve günlük faaliyetleri yansıtan malzemeler, eski kitaplar ve
dergiler tamamen tarihsel gerçekleri ve ilişkileri dışarıya karşı ispat
edebilir (arşiv işlevi).
4. Tez:
Belgeler, onlardan görece en büyük toplumsal yararın sağlanacağı noktaya ulaştırılmalıdırlar.
Toplumsal
kaynakların en iyi şekilde değerlendirilmesine yönelik olarak sınır kullanım
eşitliği veya pareto optimalitesi gibi ulusal ekonomi kuramı tasarımları
geliştirilmiştir. Ancak bu yaklaşımlar, kullanılan araçların basamaksız
ayarlanabilirliğinden başlar ve bu yüzden dokümantasyon malzemesi ayırımı
sorunu üzerine ancak belli ölçülerde uygulanabilirler. Bu malzemeler, arşivler,
kütüphaneler ve müzeler tarafından tipik belge şeklinde sadece bir veya az
sayıda olan nüsha halinde satın alınırlar; bundan başka nesnelerin büyük bir
kısmı, sadece bir tek kurumun sahip olabileceği belgelerdir.
Bir
kere somut bir XY belgesinin belgesel değerini ele alalım. Bu değer, ilgili
dokümantasyon kurumunun özel düzenlemesine ve tarzına bağlı olarak, duruma göre
farklı düzeylerdedir. Ayrıca bir satış veya kabul kararı için, olması gereken
kaçınılmaz net yarardan çıkartılan edinme, koruma ve diğer işletim ve kullanım
maliyetleri dikkate alınmalıdır. D 1, D 2 ve Dx’e kadar kurumlara,
böylece Y 1, Y 2 ve Yx’e (burada
“Y”
yararı sembolize etmektedir) kadar varan bir belge net yarara karşılık
gelecektir. XY nesnesiyle ilişkili bir belge söz konusu ise, orijinal belgeden
en büyük net yararı sağlayacak olan kurum, bunu satın almaya en yetkili olan
kurumdur. Kitaplar ve sanatsal eserler vb. gibi basılı yapıtları birden fazla
kurum, nüshalar halinde satın alabilir. Bunu da tabii ki görece en yüksek net
yararı olanlar yapabilir. Temel sorun, öyle fazla uygun dokümantasyon sahasına
değil, aksine farklı ortamlara ait olabilecek, çoğunlukla en uygun somut
dokümantasyon kurumları olacağıdır.
Her
bir arşiv, kütüphane ve müze yöneticisinin bir arada oturdukları ve rekabet
halindeki binalarında hangisinin belli bir belgeden en yüksek yararı
sağlayacaklarını tartıştıkları düşünülebilir. Genellikle benzer şekilde karar
veren tarafından sübjektif olarak şekillenmiş bir kullanım araştırması ve
ölçümü yüklenen hukukî-ticarî sınırlar, değişik mali destekçilere
bağlılıktan oluşan hukuksal-parasal bağlılıklar karşısında, bilinen kurum
bencilliği bakımından uygulanabilir mi?
Belgelerinen uygun şekilde oluşumu için
patent tahsisi, dokümantasyon sahalarının işlevsel bakış açılarından
çıkarılmamalıdır. Arşivler, kütüphaneler ve müzeler arasında net kullanıma
yönlendirilmiş olan dağınık sahaların birleştirilmesinin yürütülmesini türlü
pratik problemler engellemektedir. Özellikle bu, belirli bir kurumda sıkı
şekilde envanteri çıkartılan ve yaygınlaştırılan (işlenen) belgeler için veya
en uygun alıcının bunun karşılığında bir hizmet sunamaması durumunda
geçerlidir. Fakat işlevsel yaklaşımdan, sürekli belge satın alınmasının
biçimlendirilmesinde doğru ilkeler oluşturabilecek yöntemler çıkartılabilir. Bu,
en önemli geleneksel çelişme noktası vasıtasıyla aşağıdaki “malzeme
dağılımı” örneği üzerinde gösterilmiştir.
Elle yazılmış kişisel koleksiyonlar
Arşiv
ve kütüphane malzemeleri arasındaki klasik ayrılma çizgisi görüşüne göre
kişisel koleksiyonlar sahası bu kabil sanatsal-bilimsel ve diğer
hukukî-ticarî kaynaklarda ikiye ayrılmaktadır. Fakat
tek nüsha orijinal el yazmalarında, onların içeriklerinden doğan bilgi değeri,
tarihsel bilgi değerinin her zaman arkasında kalmaktadır. Otantik orijinaller
olmasaydı tarih biliminin temeli, büyük ölçüde dayanaktan yoksun kalacaktı.
Buna karşın aynı belgelerin çoğaltılması durumunda ise tarihsel kanıt değeri,
bilgi gibi diğer yarar olanakları karşısında ihmal edilebilir. Yani esas
itibariyle kişisel belgeler çoğunlukla arşiv işleviyle ilişkilendirilir. Bu
sahada bazı kütüphanelerin kısmen bu ilişkilendirme ile doğru ve geleneksel
olarak zengin olan aktiviteleri bu söz konusu durumu değiştirmez.
El yazmaları
Ortaçağın
elle yazılmış kitapları, oluşum tarzları gereğince, nüsha itibariyle tek tek
orijinal belgedirler; birbirine benzer kopyaların elle yazılmış (çoğaltılmış)
diğer nüshaları bile, en azından biraz birbirlerinden farklılıklar
göstermektedir. Ancak, farklılıkların çoğu, biçimsel yöndendir. Kitapların
kendisi, sürekli kopyalama sırasında genelde ancak küçük çaplı olarak değişime
uğramıştır ve genel olarak biçimini korumuştur. İşlevsel olarak bakıldığında el
yazması olarak bir orijinal belgenin kabul edilebilir kopyaları şeklinde
görülebilirler. Bu da genel durumda “tartışmasız” tarihsel kaynak
değerinin önünde eğitim değerinin gelmesi demektir.
Basılı küçük metinler
Çok
kısa kullanım ömrü olan basılı metinler (afişler, el ilanları, dernek
bildirileri/duyuruları, reklam kağıtları ve reklam gazeteleri vb. gibi)
marjinal eğitim değerleri nedeniyle genellikle kütüphanelerin veya bu işle
uğraşan özel şahısların koleksiyon malzemesi değildirler. Çünkü bu
materyallerin sonuçta tarihsel kaynaklar olarak kaybolacağı şüphesinden dolayı,
ilgili yerel ve devlet arşivleri, dokümantasyon malzemesinin bu özel türünün
örneklerini düzenli olarak kabul ederler. Halbuki yerel kütüphanelerin (sıkça
yetkili olarak görevlendirilmişlerdir de) basılı küçük metinleri edinme
pratiği, bu noktada son derece farklılıklar göstermektedir: Bu tür belgelerin
istenmeyerek alınması, bazılarının imha edilmesi ve diğerlerinden de
vazgeçilmesi nadir bir durum değildir, ilgili arşivlerle bir koordinasyon
neredeyse hiç gerçekleşmemektedir. Ancak artık düşük ölçüde eğitim değeri olan
ve bununla birlikte tarihsel kaynak değerine sahip belgeleri doğrudan arşivlere
bırakmak için arşivlerle koordinasyon gereklidir; arşivler, diğer taraftan bazı
durumlarda bu belgeleri satın almaya hakkı olan kütüphane kurumlarına
müteşekkir olacaklardır. Yerel arşivler ve yerel kütüphaneler arasında
sürdürülebilir bir koordinasyon yoluyla, basılı küçük metinleri mükerrer
toplama gereksizliği, etkili bir biçimde önlenebilir.
Dosyalardaki kitaplar ve konu nesneleri
Kitapların
dosyalara ait olup olmadığının geçerliliği, arşivciler ve kütüphaneciler
arasında var olan eski bir tartışma konusudur. Bu noktada, yapısal bir delil
fonksiyonuna sahip dosyaların içinde kitaplar ve konu nesnelerinin
toplanabileceği -örneğin bir cinayet dosyasında bir suç aleti veya personel
dosyasında bir yapıt gibi- görüşü akla yatkın görünüyor.
Anlatım nesneleri olarak belgeler
Kitap,
evrak veya şiir müzeleri gibi tarihî müzelerdeki en farklı tarzın yazılı
nüshası, anlatıma hizmet etmektedir. Bu noktada, özellikle her şeyden önce
ifade gücü yüksek ve örnek oluşturulabilecek belgelere ihtiyaç vardır ve bu
kanıt ve eğitim değerleri de geri planda kalmaktadır. Müzelerin yazılı malzeme,
daha doğrusu kayıtlı materyalleri edinmemeleri gerektiği yönündeki bazı
arşivcilerin istekleri, işlevcilik açısından dayanaktan yoksundur. Ancak bir
belgenin arşivlik ve müzelik kullanım olanakları, her ne kadar dengeli
kesiştiği durumlar olsa da, iyi bir kopyanın veya uygun bir ikâme
belgesinin istenen müzelik anlatımını yerine getirmeye muktedir olup olmadığı
ve buna göre ilgili nüshanın/orijinalin arşive devredilip edilmeyeceği gözden
geçirilmelidir.
Eğitim aracı olarak konu nesneleri
Kitaplar
ve dergiler dışında, notalar ve ses taşıyıcılarının yazılı olmayan veya kısmen
yazılı olan (daha doğrusu kültürel içerikli) nesneleri, eğitim işlevlerini
yerine getirirler. Buna karşın onların müzelik amaçları tam aksine duruma göre
göz ardı edilebilir. Bu noktada kütüphanelerde tamamen yasal olan, yani uygun
özel bölümlerde (sanatsal eserler gibi)
bulunan,
küreler,
fotoğraflar,
videolar, çoğaltılmış sanat eserleri, oyunlar vb. akla gelecektir.
5. Tez:
Yalnızca sade dokümantasyon kurumları değil aynı zamanda kompleks dokümantasyon kurumları da olabilir.
Karşılaştırmalı
organizasyon sosyolojisinin uzun süredir bildiği bir olgu, kompleks yahut çok
amaçlı organizasyon olgusudur. Bunun için, ekonomide çeşitlilik kavramı ortaya
konulmuştur. Böylece
bir ve benzer kurumların farklı bölümleri, kısmen, son derece farklı şekildeki
faaliyetlerle uğraşırlar, yığılma olarak adlandırılan toplu bir sınaî
birlik çatısı altında sayısız branşları birleştirirler.
Genel
ölçüde resmî olarak desteklenen dokümantasyon sahasında da (işlev
kapsamındaki her malzemenin satın alınması için, en çok bu tür malzemelerin
satın alınması anlamına gelmez) bu tür kompleks organizasyonlar mevcuttur. Bazı
işlev kombinasyonlarının en akla yakın hali, benzeri olmayan bir topluluğa ait
şair müzeleriyle veya benzer konu merkezli kurumlar, ilgili konu nesneleri,
aslî belgeler ve branş literatürleri, örneğin Frankfurt’taki Goethe
Müzesi, Marbach’taki Alman Edebiyat Arşivi ve Schiller Ulusal Müzesi,
Berlin’deki Bauhaus Arşivi veya Bochum’daki Alman Maden Müzesi
gibi, önünde bulunmaktadır. Parti arşivleri, radyo arşivleri ve basın arşivleri
(I&D –enformasyon ve dokümantasyon- görevleri yanı sıra), literatür
ve aslî belgelerini aynı zamanda belgelerken, tarihî büyük müzeler,
Nürnberg’deki Alman Dili Milli Müzesi gibi, müzeleri ve resmî
ihtisas kütüphanelerini bir çatı altında yönetmektedirler. Bazı eski
kütüphaneler, geniş çaplı el yazmaları toplayarak arşiv işlevini
de
yerine getirmektedirler.
Bu
tür işlev kombinasyonları yönünde karar verilmesi, durumu henüz yasal hale
getirmemektedir. Eğer başka kurumlar bunu daha önce yetkin biçimde yapıyorlarsa
ve/veya bu yeni yön, kurumun eskiden kalma işlevleriyle az ilgiliyse yahut hiç
ilgili değilse bu tür projeler, tam tersine yanlış ya da hatalı olarak
reddedilmelidir. Yakın zamanda mevcut ekstra derlemeler için, maaşlı personel
(uygun özel etkilerle) hazır bulunduramayan kurumlar, muhtemel bir devir
işlemini benzer şekilde düşünmelidirler. Bir örnek vermek gerekirse bazı
profesyonel elemana sahip olmayan kütüphanelerde yazılı belgeler, yıllarca
hatta on yıllarca tozlu depolarda beklerken, aynı yerdeki arşivler, bu
malzemelerin işlenmesi için personel ve uzmanlık açısından çok kez daha iyi
donanıma sahiptirler. Nihayet dokümanların dağılması ya da personelin ve maddi
olanakların eksikliği sonuçta kimseye yarar sağlamaz.
ÖZET
Yazar,
öncelikle kütüphane ve müze malzemeleriyle bu malzemeleri barındıran kurumlar
arasında var olan sınır tartışmalarının tarihsel sürecini ele alarak, bunların
ne zaman ve kimler arasında başladığı ve nasıl sonuçlandığı üzerinde
durmaktadır. Bu meslek grupları arasında var olan krizin nedenini, söz konusu
kuruluşların geleneklerine ve teknolojik ilerlemeye bağlayan yazar, söz konusu
meslek guruplarının mensuplarını, kendi içlerinde gelenekçiler ve modernistler
olarak ikiye ayırmaktadır. Ayrıca yazar, ortak kullanılan dokümantasyon
terminolojisinin gözden geçirilerek meslekî alanda revizyona gidilmesi
gerektiğini düşünmektedir.
Makalede;
arşiv, kütüphane ve müze malzemelerinin, hangi özelliklerinden dolayı bu
kurumlardan birisine ait olabilecekleri vurgulandıktan sonra arşiv, kütüphane
ve müzelerin benzeyen faaliyet yönleri ve ayrıldıkları noktalar, iki genel
görüşle ifade edilmiş ve bu görüşlere dayanılarak
da
aşağıdaki konular belirlenmiştir:
- Arşiv,
kütüphane ve müze malzemesinin kurumsal âidiyetlerinin zamansal,
kültürel, kurumsal ve kişisel şartlara bağlı olması, temelde bu sahalara özgü
bir malzemenin olmadığını gösterir.
- Bu
kurumlar, toplumsal bir amaca bağlıdırlar ve ancak işlev itibariyle
birbirlerinden ayrılırlar.
- Belgeler
içerikleri itibariyle kendi kurumlarını belirlerler;
- Belgelerin
belgesel değerleri eşit değildir;
- Sadece
kendi işleriyle ilgilenen dokümantasyon kurumları yoktur, buna karşın bu branş
sahalarının malzemelerini de kendi bünyesinde toplayan kompleks kurumlar da
vardır.
[*] Makale tercüme edilirken büyük çoğunlukla yazarın anlatımına bağlı kalınmıştır. Ancak, metin içerisinde oldukça sık geçen ( ) ve - - içerisindeki anlatımlar, akışı kestiği düşüncesiyle çoğu durumlarda uygun şekilde cümle içerisine eklenmiş, ender durumlarda da bu işaretlerin içerisindeki anlatımların atılmaları tercih edilmiştir. Yine çok nadir durumlarda bu anlatımların oldukları gibi bırakılmaları yoluna gidilmiştir (ç.n.).
[**] Araştırma Görevlisi, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Arşivcilik Bölümü.
[1] Angelika Menne-Haritz, Schlüsselbegriffe der Archivterminologies, Marburg. 1992 s. 13-14.
[2] B. C. Bloomfield, “Arşivler ve Kütüphaneler Arasındaki İlişkiler”, Arşiv Araştırmaları Dergisi, ter. Rıfat Günalan, sayı 1, İstanbul 1999, s. 91
[3] Bekir Kemal Ataman, Arşivcilik Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1995, 29., 203. ve 491. Maddeler.
[4] Menne-Haritz, a.g.e., s. 74-75, 78.
[5] Menne-Haritz, a.g.e., s. 76-77.
[6] T. R. Schellenberg, Arşiv İdaresi, Çev. Neclâ İlemin: DAGM, Ankara 1993, s. 62-64,105.
[7] Menne-Haritz, a.g.e., s. 80-81.
[8] Menne-Haritz, a.g.e., s. 82-83.
[9] Angelika Menne-Haritz, Schlüsselbegriffe der Archivwissenschaft, gözden geçirilmiş ikinci baskı, Marburg: 1999, s. 106-107.
[10] Örneğin Bochum’daki Alman Maden Müzesi, Marbach’daki Alman Literatür Arşivi, değişik şahıs müzeleri veya parti arşivleri.
[11] Rupert Hacker, “Literaturversorgung, nicht Informationsvermittlung als Hauptaufgabe der Bibliotheken”, Bibliotheksdienst, 22/8 (1988), s. 717-728; Walther Umstätter, “Die Hauptaufgabe der Bibliotheken”, Bibliothaksdienst, 22/10 (1988), s. 1028-1032; Lorenz Fichtel, “Informationsvermittlung oder Literaturvermittlung”, Bibliotheksdienst, 22/11 (1988), s. 1124-1126.
[12] Bibliothekswissenschaft: Versuch einer Begriffsbestimmung, Köln 1970; Bibliothekswissenschaft als spezielle Informationswissenschaft, Frankfurt 1986.
[13] Eckhart G. Franz, “Archive, Bibliotheken, Museen”, Der Archivar, sayı 31 (1978), sütun 26.
[14] Bu fikir silsilesinin ayrıntılı bir açıklaması monografi olarak yayınlanacaktır. (Holm A. Leonhardt, Archiv, Bibliothek und Museen: Spezifische Dokumentationsfunktionen im Verhältnis zum Dokumentationsgut (yaklaşık 150 sayfa). Diğer metin ise Köln’de Kütüphanecilik ve Dokümantasyon Yüksek Okulu’nda bitirme tezi olarak takdim edilmiştir (Der Abgrenzungsstreit zwischen Archivaren und Bibliothekaren in Deutschland sowie die Unterscheidung von Archiv und Bibliothek aus der Sicht der modernen Sozialwissenschaft).
[15] Bu görüşün šnde gelen temsilcisi Ingo Rösler”dir. Adı geen yazarın “Archivmitteilung”daki yazılarıyla karşılaştırınız: “Die Dokumentationsbereiche Archiv, Bibliothek und Museum”, 21 (1971), s. 128-132 ve “Historisches Prinzip und/oder Provenienprinzip?”, 30 (1980), s. 223-226.
[16] Herald Müller, Rechtsprobleme bei Nachlassen in Bibliotheken und Archiven, Hamburg 1983, s. 11.
[17] Heinrich O. Meisner, “Privatarchivalien und Privatarchive”, Archivalische Zeitschrift, sayı 55 (1959), s. 127.
[18] Arşivlerdeki ve müzelerdeki hizmet kütüphaneleri ve kütüphanelerdeki ve müzelerdeki mevcut eski kayıtlar, sadece operasyonel amaçlara hizmet ediyorlarsa, bu materyal sınırlamasının dışında tutulurlar.
[19] Wolfgang Blöβ-Hartmut Ross, “Zur Bestimmung des Archivgutbegriffs”, Archivmitteilungen, 22 (1972), s. 141.
[20] Örneğin 19. yüzyılın sosyal-politik kayıtları, 18. yüzyılın basılı literatürü veya dinsizlerin ve şeytana tapanların tapınma nesneleri.
[21] Burada dokümanları edinme biçimleri ikincil durumdadır. Bu nedenle arşivlik dokümantasyon malzemesinin bütünü için, arşiv malzemesi kavramı kullanılmalıdır. Bu, “kabul malzemesi” ve “toplama malzemesi” içinde sınıflandırılabilir.
[22] Özellikle arşivciler tarafından kabul edilebilen ayırma tasarımı (kayıt malzemesi, kayıt malzemesi olmayan) ve kütüphaneciler tarafından ileri sürülen ayırım çizgisi arasında (edebi, eski olmayan ticarî-hukuksal metinler) sayısız aykırılık bulunmaktadır.
Go to page: Introduction | Previous Issue |
Contents of 2000 | Next Issue |
Go to menu:
Home |
Profession |
Organizations |
Archimedia |
BBS |
JAS |
BKA |
Map
This page was created in November 2000 and was last modified on by Bekir Kemal Ataman, webadmin '*at*' archimac.org. It is located at http://www.archimac.org.